YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/6602
KARAR NO : 2020/4919
KARAR TARİHİ : 24.09.2020
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
Dava, davacının 1988 yılı 6. ayından itibaren 6 ay boyunca davalı iş yerinde çalıştığının tespitine karar verilmesi istemine ilişkindir.
B)Davalı Cevabı:
Dahili davalı … Dış.Tic. A.Ş. Vekili; davalı … isimli şirketin 1992 yılında … mensucat San. Ve Tic. A.Ş. ‘ye kül halinde devir ve birleşme ile devredildiğini, aynı şekilde 2014 yılında da bu şirketin … Dış Tic.ve Teks. San. Aş’ye kül halinde devredilmek suretiyle birleştiğini, bu nedenle … Mensucat’a açılan davanın husumet yönünden reddi gerektiğini, ayrıca davada 5 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğundan bahisle davanın reddini istemiştir.
Fer’i müdahil Kurum vekili; davacının talebinin zamanaşımına uğradığını, hizmet tespiti davaları kamu düzenini ilgilendirilen davalar olduğundan çalışma olgusunun tereddüte mahal vermeyecek şekilde yasal delillerle ispatlanması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
C)İlk Derece Mahkemesi Gerekçesi ve Kararı:
İlk derece mahkemesince ; “…. 506 sayılı Yasa’nın 79. Maddesi 5.-10. Bendi hükmü ve aynı içerikteki 5510 sayılı yasanın 86. Maddesi hükümleri dikkate alındığında kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekmekte olup, somut olayda davacı tarafından iddia edilen çalışmanın 1988 yılının 6. Ayından itibaren 6 aylık süre boyunca olduğu, SGK kayıtlarının incelenmesinde davacının 22/06/1988 tarihinde Kız Meslek Lisesinden işe girişinin verildiği, davalı işyerinden işe giriş bildirgesinin dahi verilmemiş olduğu görülmekle 5 yıllık hak düşürücü süre geçtiği ” gerekçesiyle “Davanın REDDİNE,” karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu;
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; kamu tanığı ve davacı tanıklarının beyanları ile fiili çalışmanın hiç bir kuşkuya ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde ispat edildiğini, mahkemenin gerekçesinde, müvekkilinin Çorlu Kız Meslek Lisesinde işe giriş bildirgesine yer verilmesini kabul etmediklerini, zira müvekkilinin söz konusu yerde çalışmasının olmadığı gibi bu yönde herhangi bir bildirimi de olmadığını, bu hususun, davalı tarafından bir takım hileli davranışlar ile yasal sorumluluklarının doğmasını önleme çabası olduğunu tahmin ettiklerini, hiç kimsenin kanuna karşı hile yoluna başvurarak haksız menfaat elde edemeyeceğini, davalı tarafın kötü niyetli olduğunu, kasıtlı olarak davacının çalışma bildirisinin verilmediğini, mahkemenin aksi yönde karar vermesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, mahkemece 2 yıllı geçen yargılama boyunca 5 yıllık sürenin dikkate alınmadığını, esasa ilişkin tüm deliller toplanıp değerlendirmeler yapıldığını, fakat bu hususların hiç birinin gerekçeli karara dahi yazılmadığını belirterek kararın kaldırılmasını davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
D)Bölge Adliye Mahkemesi Gerekçesi ve Kararı:
Bölge Adliye Mahkemesince ”…davacının davalı işverene ait işyerinden herhangi bir bildiriminin yapılmamış olması nedeniyle davanın 5 yıllık hak düşürücü süreden sonra açıldığı gerekçesi ile reddi kararının yerinde olduğu, davacının davalı işyerinde çalıştığı kabul edilecek olsa bile, bu durumda da davacının işe giriş bildirgesi meslek lisesinden verilmiş olması nedeniyle stajer öğrencilerin sigortalı sayılmayacağı düzenlemesi karşısında davanın bu yönden de reddi gerektiği sonucuna ulaşılmakla….” gerekçesiyle “Davacı vekilinin istinaf isteminin 6100 sayılı HMK 353/1-b.1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, ” karar verilmiştir.
E)Temyiz:
Davacı vekili “ istinaf başvurusundaki beyanlarını yineleyerek temyiz yoluna başvurmuştur.
F) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/9. maddeleri bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir.
Yasal dayanağı 506 sayılı Yasa’nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/9. maddeleri olan bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği ya da çalıştıklarının Kurumca tespit edilip edilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu yasal koşul oluşmuşsa işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı, Kanun’un kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de çalışmasının konusu, sürekli kesintili mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre dinlenmeli, işyerinin kapsam kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli, mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve posta başı gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlendikten sonra ücret konusu üzerinde durulmalı, tespiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıç sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunun m.288 de yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalı, bu sınırlar altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarları tanıklardan sorulmalı, 506 sayılı Yasa’nın 3/B-D maddeleri ile 5510 sayılı Yasa’nın 6/a-c maddelerinde de olduğu gibi ücretin sigortalı sayılmanın koşulu olan durumlarda ücret alma olgusunun var olup olmadığı özellikle saptanmalıdır. Bu davalarda işverenin kabulünün tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı göz önünde tutulmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555- 3.11.2004 gün 2004/21- 480-579 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Ayrıca çalışmanın blok çalışma niteliğinde olması yani kesintisiz devam etmesi halinde hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi, mevsimlik çalışmanın bulunması ve bu çalışmanın yıllar itibariyle kesintisiz sürdüğünün kabulü halinde de çalışılmayan dönemde hizmet akdi askıda olduğundan hükme esas alınan 5 yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcı olarak, mevsimlik çalışmanın sona erdiği yılın sonu esas alınması gerekir.
Yukarıda açıklanan hususlar, yeterli ve gerekli bir araştırmayla ve deliller hep birlikte değerlendirilerek aydınlığa kavuşturulduktan sonra o çalışmanın sigortalı çalışma niteliğinde olup olmadığı, ya da ne zaman bu niteliğe kavuştuğu yönü üzerinde durulmalı ve çalışmayı kapsama alan yasanın yürürlük tarihinden sonraki dönem için hizmetin tespitine karar verilmelidir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; 20.02.1971 doğumlu davacının hizmet cetvelinde tespitini istediği dönemde davalı işyerinden işe giriş bildirgesi verilmediği, sigorta bildiriminin yapılmadığı, davacının davalı işyerinde çalıştığına ilişkin kurum tarafından herhangi bir tespit yapılmadığı, davalı … San ve Tic A.Ş’nin 27283 056 sicil numaralı işyerinden verdiği 1988/2. dönem bordrosunda davacının adının yer almadığı, davalı …’a ait 31349 059 sicil numaralı konfeksiyon üretim satış ve pazarlama mahiyetli diğer işyerinin 16.11.1989 tarihinde kanun kapsamına alındığı, 31.12.1991 tarihinde kanun kapsamından çıkarıldığı, davacının 22.06.1988 tarihli işe giriş bildirgesinin … sicil numaralı Kız Meslek Lisesinden verilmiş olduğu, davacının 27.10.2014 tarihinde kuruma başvurusu üzerine kurum tarafından “stajer öğrenci olduğu için tüm çalışma kollarına tabi çalışma olmadığı” şeklinde cevap verildiği, davacının Kız meslek Lisesinden işe giriş bildirgesinin verildiği 22.06.1988 tarihinde 17 yaş 4 aylık olduğu, dönem bordrolarının dosyada olmadığı, eylemli çalışma olgusunun yeterli ve gerekli bir araştırmayla sağlıklı bir biçimde belirlenmeden davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Yapılacak iş, davalı iş yerine ait dönem bordrolarının getirtmek, kayıtlar esas alınarak bordrolu tanık beyanlarına başvurmak ve davalı … San ve Tic A.Ş’nin fiilen ne zaman faaliyete geçtiğini tespit ederek, gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2,6,9 ve 79/10 maddeleri gereğince ortaya koyduktan sonra sonucuna göre karar karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden hüküm kurulması gerekirken, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı kaldırılmasına ve ilk derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
G)SONUÇ:
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24/09/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.