YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/5336
KARAR NO : 2020/3796
KARAR TARİHİ : 05.10.2020
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 14.03.2018 tarih ve 2017/1080 E.- 2018/232 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce verilen 18/11/2019 tarih ve 2018/856 E.- 2019/1122 K. sayılı ek kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı şirketin %75 hissesinin dava dışı … ve %25 hissesinin davalıya ait olduğunu, …’un 2015 yılı Nisan ayında beyin kanaması geçirmesi neticesinde eşi …’un vesayeti altına alındığını, bu tarihten sonra şirket müdürü durumunda olan davalının şirkete zarar vermek, şirketin içini boşaltmak amacıyla eylemlerde bulunduğunu ileri sürerek, davalının bedelsiz olarak ortaklıktan çıkarılmasını ve şirketin tek ortaklı olarak devamına karar verilmesini, şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatın ve 20.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, taraf vekillerinin beyanları nedeniyle ortaklıktan çıkarılma ve maddi tazminat davalarının konusu kalmadığından davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat istemli olarak açılan dava geri alındığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davacı vekili vekalet ücreti ve yargılama masrafları yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce, hisselerin dava sırasında 3. kişiye devredilerek dava konusuz kaldığından ve söz konusu hak üzerinde tarafların tasarruf yetkisi bulunmadığından ortaklıktan çıkarılmaya ilişkin davada haklı veya haksız olma durumunun kalmadığı, buna göre yargılama giderleri konusunda karar verilmesine olanak bulunmadığı, maddi tazminat davasının belirsiz alacak davası olarak 10.000,00 TL bedel gösterilmek suretiyle açıldığı, tarafların haricen anlaştığı ve harici anlaşmayı protokol haline getirmediği, duruşmada mahkemeden talepleri ile ilgili olarak haricen sulh olduklarını ve söz konusu taleplerle ilgili davanın konusunun kalmadığını belirterek karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesini istedikleri, dava değerinin belirlenmesi taraflara ait olduğundan ve HMK’nın 107/2. maddesine göre belirsiz alacak davalarında dava değerinin belirlenebilir olduğu anda dava değerinin arttırılması davacıya bırakıldığından mahkemece bu hususta yapılabilecek bir işlem bulunmadığı, davacının maddi tazminat davasında dava değerini belirleyerek buna göre harç ikmalinde bulunmadığı için dava değeri üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, manevi tazminat davasının davalının onayı ile davacı tarafça geri alındığı, davalı vekilinin bu dava ile ilgili vekalet ücreti talebinden feragat ettiğine ilişkin bir beyanının bulunmadığı, HMK’nın 332/1. maddesine göre yargılama giderlerine mahkemece resen hükmedileceğinden bu dava ile ilgili davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davacı vekilince temyiz başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince 18.11.2019 tarihli ek karar ile, kararın davacı vekiline 17.10.2019 tarihinde tebliğ edildiği, temyiz başvurusunun kanuni süre geçtikten sonra 11.11.2019 tarihinde yapıldığı gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz başvurusunun reddine karar verilmiştir.
Ek kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Bölge Adliye Mahkemesi’nin 18.11.2019 tarihli ek kararı ile davacı vekilinin temyiz dilekçesinin süresinde verilmediği gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz başvurusunun reddine karar verilmiş ise de, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkânsızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21. maddesinin birinci fıkrasında; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama hâlinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.” hükmü yer almaktadır. Muhatabın adreste bulunmaması hâlinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 30. maddesinin birinci fıkrasında; “Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri hâlinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir.” hükmü öngörülmüştür. Burada Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna, ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, bunu tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığı, hâkim tarafından denetlenebilecektir. Somut olayda tebligat mazbatasında komşu olarak ismi geçen “Mert Hakkı” isimli kişinin kaç numaralı dairede komşu olduğunun belirli olmadığı, bunun yanında davacı vekili tarafından dosyaya sunulan muhtarlık yazısı ve bina yönetimi yazılarından ilgili binada “Mert Hakkı” isimli birisinin bulunmadığının anlaşıldığı, kaldı ki haber verildiği ileri sürülen “Mert” isimli kişinin soy isminin mazbatada okunaklı olmadığı, bu itibarla tebligatın 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21. maddesi kapsamında usulüne uygun olmadığı dikkate alınarak bölge adliye mahkemesince temyiz başvurusunun reddine dair 18.11.2019 tarihli ek kararın bozularak kaldırılmasına ve davacının temyiz itirazlarının esastan incelenmesine karar vermek gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin, Bölge Adliye Mahkemesinin 11.09.2019 tarihli istinaf başvurunun esastan reddine dair kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin 18.11.2019 tarihli ek karara yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz başvurusunun reddine dair ek kararın BOZULARAK KALDIRILMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin 11.09.2019 tarihli karara yönelik temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen 11.09.2019 tarihli kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 05.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.