YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/5423
KARAR NO : 2020/3366
KARAR TARİHİ : 14.09.2020
Mahkeme : OSMANELİ Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
Hüküm : Mahkûmiyet
Dosya İncelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
1)Suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TCK 191. maddesinde sanığa isnat edilen suç için temel ceza miktarının “bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası” olarak belirlendiği; hükümden sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun 24. maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanunun geçici 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan “01/01/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19/08/2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 25/06/2020 tarihli ve 2020/16 esas, 2020/33 karar sayılı iptal kararı ile, “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresinin, aynı bentte yer alan “… basit yargılama usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda CMK’nın 251. maddesinin 3. fıkrasına göre; ” mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve CMK’nın 251. maddesinin 3.fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, TCK’nın 7. maddesi ile CMK’nın 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanık lehine olan uygulamanın belirlenerek yerine getirilmesi ve gereği için dosyanın, “Basit Yargılama Usulü” yönünden yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
2)Fiziki dosya ve UYAP üzerinden yapılan incelemede, dosya içerisinde Osmaneli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2012/813 soruşturma sayılı dosyası (olay tutanağı, ifade tutanakları, ekspertiz raporları gibi evrakların) ve Osmaneli (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesi’nin 03/07/2013 tarih, 2013/37 esas ve 2013/133 karar sayılı dava dosyasının (Osmaneli Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2013/118 esas sayılı dosyası) aslı ya da denetime imkan verecek şekilde onaylı fotokopilerinin dosyada bulundurulması ve sonucuna göre tüm deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, sanık hakkında eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması,
3)Suç tarihinde yürürlükte olan 5560 sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 191. maddesi ile hüküm tarihinden önce 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’la değişik TCK’nın 191. maddesi hükümlerinin ayrı ayrı uygulanıp karşılaştırma yapılması, sonucuna göre lehe kanunun tespit edilerek sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, belirtilen nitelikte karşılaştırma yapılmadan hüküm kurulması,
4)Sanık hakkında, bu eylemi nedeniyle tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulandığı, dolayısı ile hükümden önce 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesi ve aynı Kanun’un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca, 191. madde hükümleri çerçevesinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kurumunun uygulanma koşulları bulunmadığı anlaşılmakla, sanığın bu suçu başka bir davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediği belirlendikten sonra, işlemiş ise 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması,dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine” karar verilmesi; aksi halde 6545 sayılı Kanunun 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 7. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, yargılamaya devam olunarak, hüküm kurulması gerektiği gözetilmeyerek, yazılı şekilde eksik araştırma ile karar verilmesi,
5)Kabule göre de; dosya kapsamından, hakkında tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanan sanığın, tedavi tedbirinin tamamlanmasının ardından, devam eden denetimli serbestlik tedbirinin infazı kapsamında, 19/03/2014, 09/04/2014 ve 30/04/2014 tarihli bireysel görüşmelere; 26/05/2014 ve 16/06/2014 tarihli seminerlere; 08/07/2014 ve 22/07/2014 tarihli samba grup çalışmalarına katıldığı, ancak kendisine öncesinde tebliğ edilen 05/08/2014 tarihli samba grup çalışmasına mazeret bildirmeden gelmemesi üzerine, 25/08/2014 tarihinde tebliğ edilen yazı ile, denetimli serbestlik müdürlüğüne başvuru yapması için süre verilmeden, “denetimli serbestlik tedbirini uyarıya rağmen bir yıl içerisinde ikinci kez ihlal etmesi halinde tedbire uymamakta ısrar etmiş sayılacağı” belirtilerek uyarılmasından sonra, denetimli serbestlik müdürlüğüne hiçbir başvuruda bulunmadığı, tedbirin infazına devam etmediği ve kendisine önceden tebliğ edilen programı ikinci kez ihlal ederek, 02/09/2014 tarihli samba grup çalışmasına katılmaması nedeniyle infaz dosyasının 08/09/2014 tarihinde kapatıldığı anlaşılmakla; 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, TCK’nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde yer alan, “kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi hâlinde, hakkında kamu davası açılır” hükmü gereğince, somut olayda sanığın tedavi tedbirini gereklerine uygun şekilde tamamladığı ve denetimli serbestlik tedbirini yerine getirmekte istikrarlı davrandığı, ayrıca kovuşturma aşamasında dosyaya sunduğu SGK hizmet cetveli ve “o tarihlerde uzun yol şoförü olduğuna ve bu nedenle görüşmelere katılamadığına” ilişkin mazereti de dikkate alınarak, “ısrar” koşulunun oluşup oluşmadığı hususunun tartışılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden diğer yönleri incelenmeyen hükmün BOZULMASINA, 14/09/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.