Yargıtay Kararı 10. Ceza Dairesi 2020/5453 E. 2020/3365 K. 14.09.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/5453
KARAR NO : 2020/3365
KARAR TARİHİ : 14.09.2020

Mahkeme : KARS 3. Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
Hüküm : Mahkûmiyet; (CMK’nın 231/11. maddesi uyarınca hükmün açıklanması suretiyle)

Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
1)Suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TCK 191. maddesinde sanığa isnat edilen suç için temel ceza miktarının “bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası” olarak belirlendiği; hükümden sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun 24. maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanunun geçici 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan “01/01/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19/08/2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 25/06/2020 tarihli ve 2020/16 esas, 2020/33 karar sayılı iptal kararı ile, “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresinin, aynı bentte yer alan “… basit yargılama usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda CMK’nın 251. maddesinin 3. fıkrasına göre; ” mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve CMK’nın 251. maddesinin 3.fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, TCK’nın 7. maddesi ile CMK’nın 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanık lehine olan uygulamanın belirlenerek yerine getirilmesi ve gereği için dosyanın, “Basit Yargılama Usulü” yönünden yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
2)Suç tarihinde yürürlükte olan 5560 sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 191. maddesi ile hüküm tarihinden önce 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’la değişik TCK’nın 191. maddesi hükümlerinin ayrı ayrı uygulanıp karşılaştırma yapılması, sonucuna göre lehe kanunun tespit edilerek sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, belirtilen nitelikte karşılaştırma yapılmadan hüküm kurulması,
3)Sanık hakkında daha önce işlediği başka bir kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan dolayı dava olup olmadığı, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediği belirlendikten sonra; sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ise, hükümden önce 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz.” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine” karar verilmesinde zorunluluk bulunduğundan; sanık hakkında ülke çapındaki tüm tedavi ve denetimli serbestlik dosyalarının, UYAP dosya kayıtları ve adli sicil kaydı üzerinden, ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığı ve Denetimli Serbestlik Müdürlüğü kanalıyla araştırılması gerektiği gözetilmeden, “Kars Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 10/04/2017 tarihli cevabi yazısında bildirdiği dava dosyalarına ilişkin iddianame ve gerekçeli karar örneklerinin temini ve incelenmesi” ile yetinilerek, yazı şekilde eksik araştırma ile karar verilmesi,
4)Kabule göre de;
a)Sanık hakkında, bu eylemi nedeniyle tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulandığı, dolayısı ile hükümden önce 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesi ve aynı Kanun’un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca, 191. madde hükümleri çerçevesinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kurumunun uygulanma koşulları bulunmadığı gözetilmeden, bozma sonrası yapılan yargılamada, “TCK’nın 191. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” karar verilmesi,
b)Bozma sonrası yapılan yargılamada, hakkında 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesi ve aynı Kanun’un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca, 191. madde hükümleri çerçevesinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kararı verilen sanığın, 5 yıllık denetim süresi içerisinde “kamu malına zarar verme” suçunu işlediği gerekçesi ile CMK’nın 231/11. maddesi uyarınca hakkındaki “hükmün açıklanması” suretiyle mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmakla; sanık hakkında verilen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kararının, CMK’nın 231/5 ve devamı maddeleri uyarınca “genel hükümlere” göre değil, TCK’nın 191. maddesinde öngörülen “özel hükümlere” göre verildiği de dikkate alındığında, 5 yıllık denetim süresi içerisinde ancak “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma” suçunu işlemesi halinde “hükmün açıklanmasına” karar verileceği gözetilmeden, yazılı şekilde denetim süresi içerisinde işlediği “kamu malına zarar verme” suçu nedeni ile hükmün açıklanmasına karar verilmesi,
c)28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunla TCK’nın 191. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle, TCK’nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde yer alan, “kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi hâlinde, hakkında kamu davası açılır.” hükmü gözetildiğinde; dosya kapsamına göre; hakkında tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanan sanığın, tedavi tedbirinin infazı için 09/05/2012 tarihinde sevk edildiği Kars Devlet Hastanesi’ne 5 gün içerisinde başvurmaması üzerine “tedavi tedbirini ihlal ettiği” gerekçesi ile 04/06/2012 tarihli yazı ile uyarıldığı ve uyarı yazısının kendisine elden tebliğ edildiği 12/06/2012 tarihinde yeniden sevk edildiği sağlık kurumuna süresi içinde 15/06/2012 tarihinde başvurduğu, ayrıca eş zamanlı olarak devam eden denetimli serbestlik tedbirinin infazı kapsamında, sanığın, 09/05/2012, 18/05/2012 ve 12/06/2012 tarihinde denetim görevlisi ile görüşmelerine katıldığı; ancak kendisine öncesinden bildirildiği halde 10/07/2012 tarihli denetim görevlisi ile görüşmesine katılmadığından, “denetimli serbestlik tedbirini ihlal ettiği” gerekçesi ile tekrar yeni bir süre verilerek başvuru yapması konusunda ihtaratta bulunulmadan dosyasının 20/07/2017 tarihinde kapatıldığının anlaşılması karşısında; ilk uyarıdan sonra da denetimli serbestlik tedbiri kapsamında yükümlülüklerini yerine getirmeye çalışan sanığın, “10/07/2017 tarihli denetim görevlisi ile görüşmesine katılmamasının” kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar etme olarak kabul edilemeyeceği gözetilmeden, mahkûmiyetine karar verilmesi,
d) Hükümden sonra 15/04/2020 tarihinde yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanunun 10. maddesi ile TCK’nın 53/3. fıkrasında yapılan değişiklik nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, diğer yönleri incelenmeyen hükmün BOZULMASINA, 14/09/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.