Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2017/27792 E. 2020/10258 K. 01.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/27792
KARAR NO : 2020/10258
KARAR TARİHİ : 01.10.2020

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacılar vekili; davacı asillerin ayrı ayrı açmış oldukları kesinleşen işçilik alacağı davalarında hüküm altına alınan alacaklardan davalılardan gerçek kişi işveren … ile davalıların kurucu ortak ve müdürleri oldukları … Elektrik Ltd. Şti’nin sorumlu olduğunun belirlendiğini, bu davaların kesinleşmesi üzerine Tekirdağ 1. İcra Müdürlüğü’nün 2013/4072 esas ve 2013/ 4073 esas sayılı takip dosyaları ile ilamlı icra takibine girişildiğini, ancak yapılan haciz işlemlerinde şirket yönünden bir menkul ya da gayrimenkul mala rastlanılmadığını, … tarafından tespit edilen sorumluluk miktarları yönünden kısmen ödeme yapıldığını, şirketin sorumlu olduğu miktarlar yönünden ise ödeme yapılmadığını; davalıların kurucu ortak ve müdürü oldukları ve 07/06/2013 tarihi itibariyle resen tasfiye edilen … Elektrik San. Tic. Ltd. Şti.’nin faaliyet konusunu aynı imalathanede kendi adlarına resmi kurumlara bildirmeden gayri resmi yaptıklarının 2014/1 değişik iş sayılı tespit dosyası ile belirlendiğini, davalıların şirketin faaliyetini kendi adlarına yapmak ve kazancı kendilerine malederek, şirketi işlevsiz bırakmalarısebebiyle resen tasfiye kararıyla tasfiyesine karar verilen … Elektrik San. Tic. Ltd. Şti.’nin müvekkillerine olan borçlarından müvekkillerine karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu bulunduklarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalılar vekili; davanın ticaret mahkemesinde açılması gerektiğini, görev itirazında bulunduklarını, Mahkemenin 2012/39 esas ve 2012/38 esas sayılı işçilik alacaklarına yönelik dosyalarının kesin hüküm niteliği taşıdığını, davacıların dava açmakla hukuki yararlarının bulunmadığını, davacının taleplerinin açık olmadığını, açıklanması gerektiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemesi Kararının Özeti:
Mahkemece iş mahkemesinin görevli olabilmesi için tarafların işçi ve işveren olması ve ayrıca uyuşmazlığın iş sözleşmesinden veya iş kanunundan kaynaklanmasının gerektiği, somut olayda ise davacılar ile davalılar arasındaki ihtilafın işçi işveren ilişkisinden kaynaklanmadığı gerekçesiyle verilen görevsizlik kararının Dairemizin 08.11.2016 tarih 2016/25299 Esas ve 2016/19555 Karar sayılı ilamı ile iş mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle bozulması üzerine Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davacıların Tekirdağ 1. İcra Müdürlüğünün 2013/4072 ve 2013/4073 sayılı icra takip dosyalarındaki alacaklarından davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarının tespitine karar verilmiştir.
Temyiz Başvurusu:
Karar, davalılar vekilince temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
Dava açılmasında hukuki yarar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114. bir dava şartı olarak düzenlenmiştir.
6100 sayılı Kanun 106. madde hükmüne göre Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. (2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır.
Tespit davasında, sadece tespit hükmü verilebilir. Tespit davasında verilen karar ile hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu kesin olarak tespit edilir.
Bir tespit davasının kabule şayan olabilmesi için, kanunla belirtilen istisnalar dışında bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının güncel bir hukuki yararının bulunması gerekir.
Davacıların hukuki ilişkinin derhal tespitinde hukuki yararının varlığı için öncelikle davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel halihazır ve ciddi bir tehditle karşı karşıya olması gerekir. Bu tehdit çoğunlukla davalının davranışları ile ortaya çıkar. Bu tehdidin davacı için bir tehlike oluşturabilmesi, bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumunun tereddüt içinde olmasına ve bu hususun davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmasına bağlıdır.
Belirtilmelidir ki, mahkemeden istedikleri hukuki korunmaya göre davalar eda davaları, tespit davaları ve inşai davalar olarak ayrılmaktadır.
Eda davalarında; bir şeyin yapılması, bir şeyin verilmesi veya bir şey yapılmaması istenmekte iken; inşai (yenilik doğuran) davalar ile de, var olan bir hukuki durumun değiştirilmesi, kaldırılması veya yeni bir hukuki durumun yaratılması istenir. İnşai (yenilik doğurucu) davanın kabulü ile yeni bir hukuki durum yaratılır ve hukuksal sonuç genellikle bir yargı kararı ile doğar.
Tespit davasında ise sadece tespit hükmü verilebilir. Tespit davasında verilen karar ile hukuki ilişkinin varlığı veya yokluğu kesin olarak tespit edilir, Diğer bir anlatım ile davalının varlığını inkar ettiği ilişkinin var olduğu veya yokluğunu inkar ettiği hukuki ilişkinin yok olduğu hükme bağlanır.
Bir tespit davasının kabule şayan olabilmesi için, bu davanın konusunu oluşturan hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukuki yararının) bulunması gerekir.
Tespit davasında; eda davasından ve inşai davadan farklı olarak, davacının böyle bir menfaatinin bulunduğu varsayılmaz. Tespit davasında davacı, kendisi için söz konusu olan tehlikeli veya tereddütlü durumun ortaya çıkaracağı zararın, ancak tespit davası ile giderilebileceğini kanıtlamalıdır. Çünkü tespit davası, hukuki bir durum ya da hak henüz inkar ya da ihlal edilmeden, yani herhangi bir zarar doğmadan açılabildiğinden, menfaatin doğmuş ve güncel olması gereğinin bir istisnası olarak ortaya çıkmıştır.
İşte davacının hukuki ilişkinin derhal tespitinde menfaatinin (hukuki yararının) varlığı için öncelikle, davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel (halihazır) ve ciddi bir tehditle karşı karşıya olması gerekir. Bu tehdit çoğunlukla davalının davranışları ile ortaya çıkar. Bu tehdidin davacı için bir tehlike oluşturabilmesi, bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumunun tereddüt içinde olmasına ve bu hususun, davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmasına bağlıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.02.2012 gün ve 2011/10-642 E., 2012/38 K. sayılı kararı).
Bu doğrultuda, davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı; bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı; yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Davacının tespit davası ile istediği hukuki koruma diğer dava çeşitlerinden birisi ile sağlanabiliyorsa, o zaman davacının tespit davası açmakta hukuki yararı yoktur. Bu şartların bulunmaması halinde tespit davası dinlenmez, davanın usulden (dava şartı yokluğundan) reddi gerekir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 22.05.2013 gün ve 2013/22-561 esas, 2013/733 karar. ile 12.06.2013 gün ve 2013/8-1013 esas, 2013/816 karar. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, tespit istemine konu davacılar talebinin eda davasına konu edilebileceği, eda davası açılmadan sadece tespit istenmesinde güncel ve hukuki bir yararın bulunmadığı anlaşılmakla davanın bu gerekçe ile usulden reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile işin esasına girilerek davanın kabul edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararının yazılı sebeple BOZULMASINA, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine, 01.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.