YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/94
KARAR NO : 2020/3988
KARAR TARİHİ : 12.10.2020
MAHKEMESİ : FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İzmir Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 14/02/2019 tarih ve 2019/5-2019/22 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, 2006 yılında kurulan müvekkili şirketin kurulduğundan bu yana yoğun bir şekilde inşaat hizmetleri sektöründe faaliyet gösterdiğini ve 2011 yılında “Asmira” ibaresini inşaat hizmetlerinde tescil için Türk Patent ve Marka Kurumu’na başvuruda bulunduğunu, başvuru sürecinde davalının “ASMİRA” ibaresini daha önceden inşaat hizmetlerinde tescil ettirmiş olduğunu öğrendiklerini, yaptıkları araştırma sonucunda davalının söz konusu markayı tescilli olduğu hizmetler arasında yer alan “inşaat hizmetleri, inşaat araç gereçlerinin, iş makinelerinin kiralanması hizmetleri” bakımından uzun süredir kullanılmadığını tespit ettiklerini ileri sürerek, davalı adına tescilli 2009/53966 sayılı “ASMİRA” ibareli markanın “inşaat hizmetleri, inşaat araç gereçlerinin, iş makinelerinin kiralanması hizmetleri” bakımından kullanmama nedeniyle iptalini ve müvekkili tarafından başvurusu yapılarak tescil süreci tamamlanmış “Asmira” ibareli markanın inşaat hizmetleri sınıfında müvekkili adına markalar siciline tescilini istemiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin uyuşmazlık konusu hizmetler bakımından markayı kullandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin kendisi adına tescilli 2009/53966 sayılı “ASMİRA” ibareli markayı tescilli olduğu”inşaat hizmetleri, inşaat araç gereçlerinin, iş makinelerinin kiralanması hizmetleri” bakımından kullandığını ispat edemediği, ancak davanın yasal dayanağını oluşturan 556 sayılı KHK’nın 14. maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi sebebiyle davanın yasal dayanağını kaybettiği ve bu nedenle reddi gerektiği, bununla birlikte yasal durumdaki değişikliğin davacıya atfı kabil bir kusur olarak değerlendirilemeyeceği, bu nedenle kullanma nedeniyle hükümsüzlük davasının reddi sebebiyle davacının yargılama giderlerinden sorumlu tutulmadığı, davacının marka iptali yanında marka tescilinin kendisi adına yapılmasını talep ettiği ancak marka başvurusunun Türk Patent ve Marka Kurumu’nun incelemesine tabi idari bir işlem olduğu gerekçesiyle, kullanmama nedeniyle hükümsüzlük ve marka tescili taleplerinin reddine, marka tescil isteminin reddi sebebiyle davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, davanın yasal dayanağının Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle mahkemece konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken “davanın reddine” tabiri kullanılmış ise de, yargılama giderlerinin tarafların haklılık durumuna göre belirlenmiş olması sebebiyle bu yanlışlığın sonuca etkili olmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan mahkeme hükmünün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına,12/10/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, 556 sayılı KHK’nın 14 ve 42. maddelerine dayalı olarak açılan markanın kullanmama nedeniyle hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, dayanak maddeler Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir.
Davada uygulanacak hukuki sebebin (kanun hükmünün) Anayasa’ya aykırılığı davanın taraflarınca ileri sürülebileceği gibi mahkemede, hükmün Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürerek Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir. Uygulanacak hükmün iptali halinde ise davacının netice-i talebini haklı kılacak bir kanun hükmü bulunmayacağından yani dava dayanaksız kalacağından bu durumda davanın konusu kalmayacağına veya karar verilemeyeceğine değil davanın reddine karar verilmesi gerekir.
HMK’nın 326/1 maddesi gereğince ise kanunda yazılı haller dışında yargılama giderleri aleyhine hüküm verilen taraftan alınacağına ve somut uyuşmazlıkta olduğu gibi kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptali nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde yargılama giderlerinin ne suretle hükmedileceğine ilişkin kanunda ayrıksı bir hükümde bulunmadığına göre davanın reddiyle, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması gerekmekle, Sayın Çoğunluk görüşüne katılmıyorum.