Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2019/998 E. 2020/3422 K. 02.07.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/998
KARAR NO : 2020/3422
KARAR TARİHİ : 02.07.2020

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 30/06/2016 gün ve 2006/833 – 2016/477 sayılı kararı onayan Daire’nin 02/10/2018 gün ve 2016/14999 – 2018/5915 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, davalıların Simetri Hava Yolları Yatırım ve Ticaret A.Ş’nin yönetim kurulu ve denetim kurulu üyeleri olduğunu, şirketin ortaklarından …’ın apel ödemesinden gelen 250.000,00 TL’nin 230.000,00TL’lik kısmının Betonsan Beton A.Ş’ye borç olarak verildiğini, Betonsan A.Ş.’den ödeme yapıldığında aynı gün Rumeli Holding A.Ş’ye 223.000,00 TL borç verildiğini, bu miktarın halen ödenmemiş olduğunu, ayrıca şirket kasa hesabında ve muhasebe kayıtlarında gözükmekle birlikte fiilen mevcut olmayan 46,81 TL’nin gerekli takip yapılmayarak zarara dönüştüğünü, ayrıca şirketin gayri faal tutulduğunu, yönetim ve denetim kurullarının sorumluluklarını yerine getirmemesinden dolayı şirketin zarar uğradığını ileri sürerek, oluşan zarar nedeniyle şimdilik 10.000,00TL’nin tahsilini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini 223.046,81 TL’ye yükseltmiştir.
Davalılar vekilleri ve davalılar , davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu edilen 46,81 TL’lik kasa açığının ne şekilde meydana geldiğine dair usulüne uygun bir kasa sayımı yapılmamış olması sebebiyle belirsiz olduğu, bu nedenle belirtilen kasa açığının varlığının tespit edilmediği, apel ödemesinden gelen 250.000,00 TL’nin 230.000,00 TL’lik kısmının Rumeli Grubu Şirketlerinden Betonsan Beton A.Ş.’ye oradan döndükten sonra da Uzan Grubu Şirketi Rumeli Holding A.Ş’ye 223.000,00 TL olarak aktarıldığı ve bu paranın geri dönmemiş olduğunun sabit olduğu, Simetri Hava Yolları A.Ş tarafından 223.000,00 TL’nin Rumeli Holding A.Ş.’ye ödünç
olarak aktarılmasıyla ilgili olarak davalıların şirket genel kurulunda ibra edildikleri, somut olayda Simetri Hava Yolları A.Ş. tarafından belirtilen alacağın Rumeli Holding A.Ş.’den talep edildiği, yapılan takibin semeresiz kaldığına ilişkin bir delilin bulunmadığı, ticari hayatın gerekleri dikkate alındığında Simetri Hava Yolları Yatırım ve Ticaret A.Ş. tarafından 223.000,00 TL’nin Rumeli Holding A.Ş.’ye aktarılmasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.
Davacı vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1- Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen sair karar düzeltme istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, TMSF tarafından yönetim ve denetimine el konulan Uzan Grubu şirketlerinden Simetri Hava Yolları Yatırım ve Ticaret A.Ş.’nin önceki dönemlerde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların, görevleri sırasında zarara neden oldukları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da, TTK’nın 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucunda meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için ispat yükü ters çevrilmiş kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir. Nitekim TTK’nın 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Yine TTK’nın 337. maddesinde, yeni seçilen veya tayin olunan yönetim kurulu üyelerinin, seleflerinin belli olan yolsuz muamelelerini murakıplara bildirmeğe mecbur oldukları, aksi halde seleflerinin sorumluluklarına iştirak edecekleri belirtilmiştir. Denetim kurulu üyelerinin de kusursuz olduklarını ispat etmedikçe zarardan sorumlu bulundukları, TTK’nın 359. maddesinde düzenlenmiştir.
Somut olayda da davacı taraf, önceki dönemde yönetim ve denetim kurulu üyesi olan davalıların şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürmüş, hangi eylemleriyle zararın doğduğunu dava dilekçesinde açıklamış, mahkemece bilirkişi raporlarına itibar edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi, temel alınan bilirkişi raporları da uyuşmazlığı çözmeye elverişli değildir. Zira, mahkemenin kabulünün aksine, grup içi şirketlere aktarılan paranın şirket zararı olarak kabul edilebilmesi için yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler aleyhine dava açılmadan önce esas borçlu dava dışı şirket hakkında borcun takibi amacıyla harekete geçilmesinin ve bunun semeresiz kalmasının, başka bir ifade ile alacağın tahsili hususunda gereken tüm hukuki yolların tüketilmesinin davalıların sorumluluğuna gidilmesinin ön şartı olarak görülmesi olanaklı değildir.
Öte yandan, TTK’nın 380. maddesinde düzenlenen ibra, yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin ortaklığın bir yıllık hasep dönemi içindeki çalışmalarından dolayı sorumluluklarının doğmayacağı, işlem ve faaliyetlerinin yasa ve ana sözleşme hükümlerine uygun bulunduğuna yönelik genel kurulun bir irade açıklamasıdır. Ancak, geçerli bir ibranın söz konusu olabilmesi için, başka bir anlatımla ibranın geçerli şekilde sonuç doğurabilmesi için, sorumluluğa esas işlem veya faaliyetin genel kurulda ayrıca ve açıkça tartışılması, normal düzeydeki bir ortağın anlayacağı şekilde ortaya konulması veya bilançoda gösterilmesi gerekir. Aksi halde, ilgililerin sorumluluğu söz konusudur. Bu itibarla, dava konusu eylemin faaliyet raporları ve bilançolara konu olup olmadığının, genel kurullarda değerlendirilip tartışılmak suretiyle ibra kararı verilip verilmediğinin de tespiti yapılmalıdır.
Bu durumda mahkemece, uyuşmazlığın aydınlatılması yükümlülüğü çerçevesinde yukarıda anılan iddianın öncelikle davacı için bir zarar olup olmadığı varsa miktarının denetlenebilir bir şekilde gerektiğinde bilirkişi kurulu marifeti ile kuşkuya yer bırakmaksızın saptanması, bu hususun şirket için bir zarar kalemi olarak kabulü halinde, yönetim ve denetim kurulu eski üyelerinin, TTK’nın 336 vd. maddeleri bağlamında ispat külfeti ters çevrilmiş kusur sorumluluğu ilkeleri çerçevesinde, kusursuzluklarını kanıtlayamamaları halinde oluşan zarardan sorumlu olduklarının ilke olarak kabulü ve ayrıca ibranın sonuç doğrulabilmesi için yukarıda da açıklandığı üzere açık ibra olması gerektiği hususları nazara alınarak sonucuna göre bir karar vermek gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı yazılı gerekçe ile hüküm tesisi doğru olmayıp kararın bozulması gerektiğinden Dairemizin 02.10.2018 tarih, 2016/14999 E-2018/5915 K. sayılı onama ilamının kaldırılarak mahkemece verilen kararın yukarıda açıklanan gerekçe ile bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair karar düzeltme istemlerinin REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Dairemizin 02.10.2018 tarih, 2016/14999 E-2018/5915 K. sayılı onama ilamının kaldırılarak mahkemece verilen kararın yukarıda açıklanan gerekçe ile BOZULMASINA, 02/07/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.