YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/6605
KARAR NO : 2020/4154
KARAR TARİHİ : 29.06.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Yıkım
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı, mülkiyeti babası …’a ait 1035 ve 1037 parsel sayılı taşınmazlara davalı tarafından hiçbir hakkı olmadan büyük bir kısmına müdahale edilmekte olduğunu, bir kısmına da yapı yaptığını belirterek kal sureti ile müdahalenin önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, 1429 (1035 parsel sayılı taşınmazdan ifraz olan) parsel sayılı taşınmaza müdahalesinin men’ine, 1037 parsel sayılı taşınmaza davalının müdahalesi olmadığından bu parsele ilişkin davanın ve yıkım talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve kal istemine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 1035 ve 1037 sayılı parsellerin tamamı davacının mirasbırakanı … adına tapuda kayıtlı, mahkemece yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporunda, 1035 nolu parsel baraj kamulaştırmasın geçmesiyle ifraz olduğu, ifraz sonucunda 1289 ve 1290 nolu parseller olduğu, 1289 nolu parsel ise Muş-Bulanık kara yolunun geçmesiyle 1429, 1430 ve 1431 nolu parsellere ayrıldığı, 1429 nolu parselin içerisinde krokide A harfiyle gösterilen 180 m2 evin, krokide B harfiyle gösterilen 120 m2 ahırın davalı tarafından yapılarak müdahale edildiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 297/2. maddesinde “…taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmüne yer verilmiştir. Anılan bu düzenleme karşısında uyuşmazlığın çözümlenmesine karar veren mahkemenin, kuracağı hükmün açık, net ve infaza elverişli olması gereklidir.
Ne var ki; mahkemece kurulan hükmün infaza elverişli olduğunu söyleyebilme imkanı bulunmamaktadır. Mahkemece, davacı tarafça elatıldığı iddia edilen yerlerin tespiti için yerinde keşif yapılmış ve krokili fen raporu tanzim edilmiş ve davalının haksız olarak yapmış olduğu müdahalenin men’ine karar verilmiş ise de, hükme esas alınan krokiye yollamada bulunulmadığı gibi, karar içeriğinden müdahalenin men’ine karar verilen kısmın neresi olduğu, bahse konu tecavüzün nerede başlayıp nerede bittiği anlaşılamamaktadır. Bu nedenle, hükümde müdahalenin meni’ne karar verilen yere ilişkin olarak açıklık sağlanması, hükmün bu şekilde denetime ve infaza açık hale getirilmesi gerekirken bu hususların gözardı edilmesi doğru olmamış, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 29.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.