Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2009/6424 E. 2010/14336 K. 26.10.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/6424
KARAR NO : 2010/14336
KARAR TARİHİ : 26.10.2010

Davacı Kurum, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerin 506 sayılı Yasanın 10 ve 26. maddeleri uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, Anayasa Mahkemesi iptal kararı resen dikkate alınarak ve davalı işveren ……’ne %90, sigortalıya %10 kusur izafe edilen bilirkişi raporu hükme dayanak kılınarak, ancak 10. madde koşulları yönünden hiç bir araştırma ve değerlendirme yapılmaksızın 506 sayılı Yasanın 26. maddesine göre ….. hakkındaki davanın yazılı biçimde kabulüne, diğer davalı şirket hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum ile davalılardan…… avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve….. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, iş kazasından doğan rücu tazminatı istemine ilişkin olup, 506 sayılı Kanunun 26/1.inci maddesindeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün, Anayasa Mahkemesince 23.11.2006 tarih ve 2003/10 Esas 2006/106 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş olması karşısında, Kurumun bu maddeden doğan rücu hakkının, “halefiyete” değil, “kanundan doğan basit rücu hakkına” dayandığının kabul edilmesi ve bu kabul çerçevesinde, Kurumun rücu alacağının, ilk peşin değerin kusura tekabül eden miktarıyla sınırlı bulunmasına, öte yandan, kesinleşen önceki rücu davalarında hükmolunan miktarın mahsubu yapılırken, sigortalıya bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin esas alınması gerektiğine; şayet ilk peşin sermaye değerli gelirle birlikte artışlara da hükmedilmişse, artışların hükmolunacak rücu tazminatından mahsup edilmesine olanak bulunmamasına, bu çevrede meseleye fiili ödemeler açısından bakıldığında ise fiili ödemenin mevcudiyeti halinde, Kurumun talep
edebileceği miktarın hesabının da aynı şekilde gerçekleştirilmesi gerekmekte olup; şayet ilk peşin sermaye değerli gelirin kusur karşılığı, fiili ödeme miktarından düşük ise o takdirde ilk peşin sermaye değerine itibar edilmesi; aksine fiili ödeme miktarı ilk peşin değerden düşük ise o takdirde de fiili ödeme miktarının esas alınması gerektiğine göre, Mahkemece, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının derdest davalara uygulanması gerektiği gerekçe gösterilerek yargılama yapılıp, hüküm tesis edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Somut olayda,…. tarafından fabrika inşaatının çatı kaplama ve montaj işinin taşeron olarak…..verildiği,….. sigortalısı olan kazalının 23 metre yüksekliğindeki çatıdan asansör boşluğuna düşüp vefat ettiği anlaşılmaktadır. Sigorta müfettişi, davalı şirketler arasında 29.05.2006 tarihli sözleşme bulunduğunu, kaza tarihi olan 08.09.2006 tarihinde işe başlandığına dair işe giriş bildirgesinin yine aynı gün olan 08.09.2006 tarihinde kuruma intikal ettirildiğini, ancak ölen sigortalının 11.08.2006 tarihi itibariyle çalıştığının tespit edildiğini ve 10. maddenin uygulanması gerektiğini belirtmiş, ancak mahkemece bu yönde inceleme ve araştırma yapılmamıştır. Diğer taraftan, hükme dayanak kılınan 14.08.2008 tarihli kusur raporunda, davalı şirketler arasında akdedilen 29.05.2006 tarihli sözleşmede,…..in üretime yönelik olarak işçi çalıştırdığına dair bir veri bulunmadığı, dolayısıyla aradaki ilişkinin istisna akdi ilişkisi olup asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunmadığı belirtilerek…..ne kusur izafe edilmemiştir. Oysa, akıbeti araştırılmayan…..n 2006/921 Esasında görülen hak sahipliği dosyasına esas alınan 08.02.2008 tarihli kusur raporunda, davalı şirketler arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğu kabul edilerek, asıl işveren sıfatıyla …., alt işveren sıfatıyla …..’ne %85, sigortalıya %10 kusur izafe edilmesine rağmen, bu çelişki üzerinde durulup davalılar arasındaki ilişkinin niteliğinin belirlenmediği görülmektedir.
Uyuşmazlık, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirildiğinde; aracının, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran 3. kişi olduğu hususu, 506 sayılı Yasanın 87. maddesinin son fıkrası hükmünde açıkça belirtilmiştir. Bu tanıma göre; asıl işverenin taşeron ile birlikte müştereken sorumlu tutulabilmesi için; taşeronun bir işte veya bir işin bölüm ve eklentilerinde işverenden iş alması ve bu işte kendi adına sigortalı çalıştırması, ayrıca o işte işi ihale eden asıl işverenin de sigortalı çalıştırması gerekir. Buna göre; öncelikle, davalı şirketler arasında asıl işveren-taşeron ilişkisi bulunup bulunmadığı 87. madde kapsamında yöntemince araştırılıp belirlenmeli, bu ilişkinin varlığı halinde, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden, kusur oran ve aidiyeti konusunda yeniden rapor alıp, sonucuna göre hüküm tesis edilmelidir.
Diğer taraftan, rücu davasının aynı zamanda 506 sayılı Yasanın 10. maddesine yönelik bulunduğu gözetilerek, 10. madde koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususu yöntemince araştırılıp belirlenmeli ve Anayasa Mahkemesi Kararında belirtilen ilke ve esaslara göre saptanacak rücu alacağının tahsiline hükmedilmelidir. Kabule göre de, ilk peşin değerli gelirin %10 istem karşılığı yerine, artışı da içeren gelirin %10 istem karşılığının tahsiline karar verilmesi isabetsiz bulunmuştur.
O halde; davacı Kurum ile davalılardan …… avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davalılardan Özkan Metal Tur.İnş.Pet. ve Tic.Ltd.Şti.’ye iadesine, 26.10.2010 gününde oy birliğiyle karar verildi.