YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/15703
KARAR NO : 2020/4339
KARAR TARİHİ : 01.07.2020
DAVA TÜRÜ : İstihkak
MAHKEMESİ : … 3. İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda … 3. İcra Hukuk Mahkemesinin 07.02.2017 tarihli ve 2015/275 Esas, 2017/123 Karar sayılı kararıyla kabulüne karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davalı alacaklı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulüne şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davacı üçüncü kişi vekili ve davalı borçlu vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı üçüncü kişi vekili, 22/04/2015 tarihinde müvekkiline ait adreste haciz yapıldığını, müvekkilinin borçlu şirket ile bir alakası olmadığını, taşınmazı ve müştemelatı mülkiyet sahibi ……Şirketinden kiralayarak faaliyete başladığını, yapılan haciz işleminin hukuka aykırı olduğunu belirterek, istihkak iddialarının kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, haczedilen malların borçlu şirkete ait olduğunu, haciz mahallinde bir takım evrakların bulunduğunu, borçlunun bu adreste faaliyet gösterdiğini, ayrıca ticari işletmeyi devralan kişinin devredenle birlikte 2 yıl sorumluluğunun devam ettiğini bildirerek, davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, haciz yapılan adresin 02/03/2015 tarihinde üçüncü kişi … tarafından … Tekstil San.ve Tic.Ltd.Şti.nden kiralandığı, makine, tesisat ve demirbaş listesinin sözleşmeye eklendiği, Asliye Hukuk Mahkemesince tespitin bu haliyle yapıldığı, vergi kayıtlarına göre …’ın ilk işe başlama tarihinin 01/02/2013 olduğu, aynı adreste 09/03/2015 tarihinde elektrik ve su aboneliklerinin tesis edildiği, SGK ve vergi kayıtlarının da bu hususu doğruladığı, yapılan keşif ve bilirkişi raporuna göre istihkak iddiasında bulunan 3. şahıs tarafından dosyaya sunulan faturaların gerçeği yansıttığı, haciz tarihi itibariyle haczedilen menkullerin davacıya ait olduğu, davacı ile borçlu arasında herhangi bir fiili yada organik bağ bulunmadığı, bu haliyle davacının davasında haklı olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 22.04.2015 tarihinde haczedilen menkuller üzerindeki haczin kaldırılmasına karar verilmiş, bu karara karşı davalı alacaklı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davacı üçüncü kişinin 02/03/2015 tarihinden itibaren bu adreste bulunduğu, iş yerinin bir başka kişiden kiralandığı, işletme devri olduğuna dair bir ispatın bulunmadığı, elektrik aboneliğinin borçlu şirketten 3. kişiye devri ve haciz esnasında bazı belgelerin bulunmasının da, işletme devri olduğuna ispata yeter bulunmadığı, ihtiyati haciz ve ödeme emri tebliğ adresleri farklı olduğu gibi, ticaret sicil kayıtlarının da farklı olduğu, hacze konu mallar iplik ve halı olup, sarf ve üretim eşyası olduğu, üçüncü kişinin malların kendisine ait olduğunu ispat ettiği, bu nedenlerden dolayı istinafa konu kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun HMK’nin 353/1-b-1 md gereğince esastan reddine karar verilmiş kararın davalı alacaklı tarafça temyizi üzerine Dairemizin 27.03.2018 tarih ve 2017/17030 Esas, 2018/10011 Karar sayılı ilamı ile; “Dava konusu haciz, 04.03.2015 tarihli ihtiyati haciz kararında yazılı adreste yapılmıştır. Ayrıca, haciz adresinde hacizden yaklaşık 2 ay öncesine kadar borçlu şirketin faal olduğu dosyada bulunan ticaret sicil bilgilerinden anlaşılmaktadır. İİK’nin 8. maddesi uyarınca aksi ispatlanana kadar geçerli olan haciz tutanağına göre de dava konusu haciz sırasında borçlu şirkete ait evraklara rastlanıldığı haciz tutanağına yazılmıştır. Bu doğrultuda, İİK’nin 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksinin davacı 3. kişi tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir. Mülkiyet karinesinin kurulması noktasında Bölge Adliye Mahkemesince yapılan hukuki değerlendirme hatalıdır. Davacı 3. kişinin dayandığı, borcun doğumundan sonraki tarihleri taşıyan faturalar ve borcun doğumundan sonra tanzim edilen adi nitelikteki kira sözleşmesi ve vergi levhası; istihkak davalarında güçlü delil teşkil etmezler ve mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli değildir. Bu bilgiler ışığında, maddi hukukun vakıaya uygulanmasında hata yapıldığının kabulü gerekir. Bu sebeple, İlk Derece Mahkemesince davacı 3. kişinin açtığı davanın kabulü kararı ile Bölge Adliye mahkemesince verilen istinaf talebinin esastan reddi kararı doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Dairemiz bozma ilamı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; dava konusu haczin 04/03/2015 tarihli ihtiyati haciz kararında yazılı adreste yapıldığı, haciz adresinde hacizden yaklaşık 2 ay öncesine kadar borçlu şirketin faal olduğunun anlaşıldığı, haciz sırasında borçlu şirkete ait evraklara rastlandığı, bu doğrultuda mülkiyet karinesinin borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olduğu, bu yasal karinenin aksinin davacı 3. kişi tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerektiği, davacı 3. kişinin dayandığı, borcun doğumundan sonraki tarihleri taşıyan faturalar ve borcun doğumundan sonra tanzim edilen adi nitelikteki kira sözleşmesi ve vergi levhasının mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli olmadığı, buna göre 3.kişinin haciz yapılan malların kendisine ait olduğunu ispat edemediği gerekçesiyle davalı alacaklının istinaf talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş, karar davacı üçüncü kişi vekili ve davalı borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
HMK’nin “Bozmaya Uyma veya Direnme” başlıklı 373. maddesinin 1.bendinde; “Yargıtay ilgili dairesinin tamamen veya kısmen bozma kararı, başvurunun bölge adliye mahkemesi tarafından esastan reddi kararına ilişkin ise bölge adliye mahkemesi kararı kaldırılarak dosya, kararı veren ilk derece mahkemesine veya uygun görülecek diğer bir ilk derece mahkemesine, kararın bir örneği de bölge adliye mahkemesine gönderilir”, 4.bendinde; “Yargıtayın bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya uygun olarak karar verildiği takdirde, bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir” düzenlemesine yer verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen kararın davalı alacaklı tarafça temyizi üzerine Dairemizin 27.03.2018 tarihli kararı ile “…davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesinin esastan ret kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nin 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nin 371/1-ç. maddesi uyarınca bozulmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine” karar verildiği halde, bozma sonrasında dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderildiği, Bölge Adliye Mahkemesince dosyanın esasa kaydı yapılarak, esas hakkında karar verildiği anlaşılmaktadır. HMK’nin yukarıda açıklanan 373/1-4.maddeleri uyarınca Dairemizin bozma ilamı üzerine dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesi ve İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama neticesinde bir karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince dosyanın esasa kaydedilmesi ve yazılı şekilde esas hakkında karar verilmesi doğru olmadığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına, karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, dosyanın ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine 01.07.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.