YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/12332
KARAR NO : 2020/1050
KARAR TARİHİ : 06.02.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Terkin
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, dava konusu 1 parsel no’lu, 5584 metrekare alanlı, bahçeli iki katlı otel, gazino ve lokanta nitelikli taşınmazın … Gölü kıyı kenar çizgisi içerisinde bulunduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptaline karar verilmesini istemiştir .
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, davalı adına tescil edilen taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle açılan tapu kaydının iptali isteğine ilişkindir .
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişmeli dava konusu 1 parsel no’lu, 5584 metrekare alanlı, bahçeli iki katlı otel, gazino ve lokanta nitelikli taşınmazın davalı … Belediyesi adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır .
Bilindiği üzere, 362l sayılı Kıyı Kanunu’nun “kıyı kenar çizgisini” belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9. maddelerinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekte olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararın da “kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin idari yargıya ait olduğuna; ancak 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine” işaret edilmiştir. 3621 sayılı Kanun’un 5 ve 9. maddelerine göre de kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur. Uzman bilirkişilerin, Yasanın ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının emredici hükümleri dışında, hiçbir bilimsel incelemeye, araştırmaya ve verilere dayanmaksızın belirlenen kıyı kenar çizgisine itibar etmek doğru değildir. Değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamı ve 3621 sayılı Kanun’un 5. ve 9. maddelerinde öngörüldüğü biçimde üç jeolog ya da jeoloji mühendisinden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu ve tapu fen memuru aracılığıyla yerinde keşif yapılması, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı doğrultusunda bilimsel verilerden de yararlanılarak kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur.
Somut olaya gelince; Mahkemece yapılan inceleme ve araştırmanın karar vermeye elverişli olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.
Şöyle ki, hükme esas alınan, fen bilirkişilerince hazırlanan 26.10.2015 tarihli raporda, dava konusu taşınmazın tamamının 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca 03.04.2015 tarihinde onaylanmış olan paftalara ve koordinat değerlerine göre kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı tespit edilmiş; buna karşın Jeoloji Mühendisi bilirkişice hazırlanan 18.01.2012 tarihli raporda mevcut kıyı kenar çizgisinin doğal olmayıp yapay bir kıyı kenar çizgisi olduğu tespit edilmesine karşın raporlar arası çelişki giderilmediği gibi Yargıtay ve Dairemiz uygulamaları doğrultusunda uzman bilirkişi heyetince kıriterlerimize uygun bilirkişi raporu düzenlenmemiştir.
Hal böyle olunca; yukarıda yazılı ilkeler doğrultusunda, 3 kişilik jeolog ya da jeomorfolog, 1 harita mühendisi ve 1 inşaat mühendisinden oluşacak yeni bir bilirkişi kurulu eliyle, mahallinde yeniden keşif yapılması, topoğrafik memleket haritalarından da yararlanılarak kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi, keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisinin fen bilirkişi tarafından kroki üzerinde gösterilmesi, farklılık olursa sebebinin tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklattırılması, taşınmazın farklı noktalarında gözlem çukurları açılarak bu çukurlardan alınan verilerin irdelenmesi, gözlem çukurlarının kroki üzerinde işaretlenerek gösterilmesi, çevre parseller hakkında kesinleşmiş kıyı kenar çizgisi bulunup bulunmadığının araştırılması, bulunduğunun tespit edilmesi halinde kesinleşen kıyı kenar çizgisinin eldeki davada belirlenen kıyı kenar çizgisi ile çelişip çelişmediğinin göz önünde bulundurulması, çekişmeli taşınmazların tamamen veya kısmen kıyı kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığının, dolgu ile elde edilip edilmediğinin duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir .
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 06.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi .