Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2016/16394 E. 2020/3607 K. 17.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/16394
KARAR NO : 2020/3607
KARAR TARİHİ : 17.06.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili, müvekkilinin dava konusu 905 ada 2 parsel sayılı taşınmazın bir kısmını 01.01.1984 tarihinde tarla satış sözleşmesi ile davalılardan … ve …’den satın aldığını o günden beri malik sıfatı ile zilyetliğini sürdürdüğünü, taşınmaz içerisinde kendisine ve çocuklarına ait ev ve bahçe olduğunu açıklayarak keşifte belirlenecek kısmının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … vekili, satış sözleşmesindeki vekil imzasının müvekkilinin vekiline ait olmadığını, taşınmazın evveliyatının tapulu olduğunu, bu nedenle satış sözleşmesinin geçersiz olduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Davalı … ise; davacıya yer satmadığını, satış sözleşmesinin kendisini bağlamadığını, kendi hissesini kendisinin kullandığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazın evveliyatının tapulu olduğu, TMK’nin 706, Türk Borçlar Kanunu’nun 237, 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26, Noterlik Kanunu’nun 60 ve 89.maddeleri gereğince tapulu taşınmazların satış ve devirleri Tapu Müdürlüğü’nde resmi şekilde yapılmadıkça harici satış sözleşmelerinin hukuken geçerli bir sonuç doğurmayacağı ve alıcıya herhangi bir hak bahşetmeyeceği, geçersiz belgeye dayalı iptal ve tescil kararı verilmesinin mümkün olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tespitten sonra kesinleşmeden önce satın alma ve eklemeli zilyetlik hukuki sebebine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
1.Hemen belirtilmelidir ki; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun vesayet makamından izni düzenleyen 462/8 maddesinde, “Acele hâllerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması” şeklinde düzenlenmiş olup, davacının kısıtlılık kararı üzerine vasi tarafından açılan davalarda denetim makamından husumete izin kararı alınması gerekmektedir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun davada kanuni temsili düzenleyen 52. maddesinde “Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olmayanlar davada kanuni temsilcileri, tüzel kişiler ise yetkili organları tarafından temsil edilir ” hükmüne, 54. maddesinde “Kanuni temsilciler, davanın açılıp yürütülmesinin belli bir makamın iznine bağlı olduğu hâllerde izin belgelerini, tüzel kişilerin organları ise temsil belgelerini, dava veya cevap dilekçesiyle mahkemeye vermek zorundadırlar; aksi takdirde dava açamaz ve yargılamayla ilgili hiçbir işlem yapamazlar. Şu kadar ki, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mahkeme, kanuni temsilcilerin veya tüzel kişilerin organlarının, yukarıda belirtilen eksikliği gidermeleri şartıyla dava açmalarına yahut davayla ilgili işlem yapmalarına izin verebilir. İzin belgesinin alınması için mahkemeye müracaat edilmesi gerekiyorsa ilgiliye, müracaatı için kesin süre verilir. Bu süre içinde mahkemeye başvurulması hâlinde bu konuda karar verilinceye kadar beklenir. Süresi içinde belgelerin ibraz edilmemesi veya mahkemeye başvurulmaması hâlinde, dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemler yapılmamış sayılır.” hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-d maddesi “Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip bulunması; kanuni temsilin söz konusu olduğu hallerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip olması” hükmüne göre dava ehliyeti ve temsil dava şartı olup, HMK’nin 115.maddesinde “Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. (3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.” hükmü uyarınca temsil yetkisinin mahkemece resen gözetilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Somut olayda, davacının 4721 sayılı TMKnin 405/1. maddesi gereğince kısıtlanıp, kendisine vasi tayin edildiği, eldeki davada da vasi tarafından davacı adına vesayeten davacı vekiline vekaletname verildiği ve davanın bu şekilde açıldığı, ancak eldeki dava için vesayet makamından alınmış husumete izin kararının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, TMK’nin 462/8. maddesi uyarınca eldeki dava için vesayet makamından “husumete izin” kararı alınması ve anılan usuli işlem tamamlandıktan sonra işin esası bakımından bir karar verilmesi gerekirken, bahsedilen husus gözardı edilerek yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2.Dosya içerisindeki bilgi ve belgeler ile UYAP kayıtları içeriğinden, çekişmeli 905 ada 2 parsel sayılı taşınmazda … adına kayıtlı hissenin Anamur 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/273 Esas sayılı kararı ile tapu kaydının iptali ile dava dışı Halil Sınır adına tesciline karar verildiği, anılan Mahkeme kararının temyize konu karar tarihinden sonra kesinleştiği anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere; dava açıldıktan sonra da sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş, dava konusunun davalı tarafından devri halinde ne yapılacağı 6100 sayılı HMK’nin 125. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre ” Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı seçimlik yetki olarak: a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür ” hükmü mevcuttur. Kendiliğinden (resen) gözetilmesi zorunlu bulunan bu usul kuralına göre, Mahkemece diğer yana seçimlik hakkı hatırlatılarak davaya hangi kişi hakkında devam edeceği sorulmalı, sonucuna göre işlem yapılmalıdır
O halde; çekişmeli parselde yer alan davalı payı dava dışı üçüncü kişi adına tescil edilmiş ise, tapu iptali ve tescil istemi ile açılan davada, Mahkemece, davacı yana 6100 sayılı HMK.nin 125 ve devamı maddeleri gereğince seçimlik hakkının hatırlatılması, davaya yeni malike karşı iptal ve tescil davası olarak devam edildiği takdirde, taşınmazı devralan yeni malike davalı sıfatıyla tebligat yapılıp delil gösterdiği takdirde delillerinin toplanıp, tüm deliller birlikte değerlendirilerek, gerçekleşecek sonuca göre, işin esası hakkında bir hüküm verilmesi gerekir. Bu nedenlerle, açıklanan yönde işlem ve inceleme yapılmak üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
3.Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, dava konusu 905 ada 2 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin 21.03.1979 tarihinde yapıldığı, 22.05.1968 tarihli ve 75 sıra numaralı tapu kaydı uyarınca dava dışı Mehmet Ali Erdil adına tespit edildiği, davalılardan … ve …’in taşınmazın 9.11.1968 tarihli ve 17, 3.5.1967 tarihli ve 1 sıra numaralı tapu kayıtları kapsamında kaldığını öne sürerek tespite itiraz ettiği, Kadastro Mahkemesince yapılan yargılama esnasında tespit tutanağında yer alan tapu kayıtları ile davalıların dayanağı tapu kayıtlarının mahalline tatbik edilemediği, bunun üzerine Kadastro Mahkemesince mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarından dava konusu yerleri davalıların uzun zamandan bu yana kullandıkları, zilyetlerinin olduğu anlaşıldığı gerekçesi ile davalılar adına tesciline karar verildiği, anılan hükmün 02.03.2010 tarihinde kesinleştiği, davacının ise , taşınmazın bir bölümünü 01.01.1984 tarihli satış senedi ile davalılar Saadet ve Gülen’den satın aldığı, Kadastro Mahkemesi dosyası içeriğine göre üzerine bina ve müştemilatını yaptığı anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklanan tescil ilamı içeriğine göre davacının satın aldığı tarih itibarı ile söz konusu taşınmaz tapusuz olup TMK’nin 762.maddesi uyarınca menkul mal hükmündedir. Aynı Kanun’un 763. maddesi uyarınca satış ve devir için zilyetliğin teslimi gerekmektedir.
Bu durumda Mahkemece, dosya içeriğine ve toplanan delillere göre, dava konusu taşınmazın dava konusu bölümünün öncesi tapusuz olup, tapusuz taşınmaz satın ve devralınmakla davacı lehine mülkiyet hakkının doğduğu nazara alınmadan yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle, Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 17.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.