YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/15027
KARAR NO : 2020/4008
KARAR TARİHİ : 25.06.2020
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Şanlıurfa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, karara karşı davalı … vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuş, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 15.Hukuk Dairesince istinaf talebinin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına, açılan davanın her iki davalı yönünden de reddine karar verilmiş olup; hüküm davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı Hazine vekili, dava konusu 44 parsel sayılı taşınmazda tapu miktarı ile kadastro paftasının birbirine uygun olmadığını belirterek miktar fazlalığının Hazine adına kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, karara karşı davalı … vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuş, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 15.Hukuk Dairesince istinaf talebinin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına, açılan davanın her iki davalı yönünden de reddine karar verilmiştir. Hüküm davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir
Dava; miktar fazlalığının Hazine adına tapu iptal ve tescili istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 44 parsel sayılı, 20.000 metrekare alanlı taşınmazın Halil Fedai isimli gerçek kişi adına kazandırıcı zamanaşımıyla senetsizden kaydedildiği, taşınmazın kadastro tespitinin 14.11.1972 tarihinde yapıldığı, kadastro tespitinin 29.12.1977 tarihinde kesinleştiği, tarafların 2005 tarihinde taşınmazda satışla paydaş olduğu, fen bilirkişisi raporunda, sayısal olarak yeniden hesaplanan alanın iktisap tarihindeki zilyetlik esaslarına göre verilmesi gereken 20 dönümden fazla geldiği, sayısal olarak yeniden hesaplanan alanın iktisap tarihindeki zilyetlik esaslarına göre verilmesi gereken miktarı aşması nedeniyle miktar fazlalığının oluştuğu, oluşan fazlalığın 6.115 metrekare olduğu, şahıslar tarafından belirlenip gösterilmesi durumunda dava konusu 44 parselden ayrılmasının mümkün olacağının tespit edildiği; yerel Mahkemece bilirkişi raporuna göre yapılan ölçü ile pafta sınırlarının uyuştuğu, tersimat hatası ya da sınır genişlemesi olmadığı, miktar fazlasının nedeninin planimetre ile alan hesaplanırken yanlış hesap yapılması olduğu, 6.115 metrekare miktar fazlasının davacı adına tesciline karar verildiği; Bölge Adliye Mahkemesince kadastro tespitinin 29.12.1977 tarihinde kesinleştiği, taşınmazın beyanlar hanesine kadastro kanunu 41. maddeye göre yüz ölçümde hata olduğu, miktar fazlalığının olduğunun şerh edilmiş olduğu, Kadastro Kanunun 12/3.maddesi anlamında hak düşürücü süreden redde karar verildiği, istinaf talebinin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına, açılan davanın her iki davalı yönünden de reddine karar verildiği sabittir.
1.14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 25.02.2009 tarihli 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 2.maddesi ile 3402 sayılı Kanunun 12.maddesinin 3.fıkrasına eklenen cümlede: “Bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın” ve 3.maddesi ile aynı Kanuna eklenen Geçici 10.maddesinde ise; “Bu Kanun’un 12.maddesinin 3. fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindedir. Bu değişiklik nedeniyle bu yasanın yürürlük tarihinden sonra Hazinenin açtığı davalarda da 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaya başlanmıştır.
Somut olayda yerel mahkeme dosyasında davanın kabul edilmesine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince 10 yıllık hak düşürücü süreden davanın reddine karar verilmişse de Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraflara 2017 yılında tebliğ edilmiş olup davacı vekili dilekçesiyle süresi içerisinde temyiz edilmiştir. Ne var ki, Bölge Adliye Mahkemenin verdiği kararın temyizi aşamasında Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 E.- 2011/77 K. sayılı kararıyla; “25.02.2009 tarihli ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesiyle 21.06.1987 tarihli 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin ve 3. maddesiyle 3402 sayılı Yasaya eklenen Geçici 10. maddenin Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline” karar verilmiş ve bu iptal kararı 23.07.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde yer alan “ Hakim, Türk hukukunu resen uygular” hükmü ile ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 10.03.1969 tarihli ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptal, kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemez ve henüz anlaşmazlık hali devam ediyorsa iptalin kapsamına girer. Bu durumda davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin kurulan kararın Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararından sonra doğru olduğu söylenemez. Zira, kamu düzeninin söz konusu olduğu bütün haller istisnanın kapsamına girer.
Hal böyle olunca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunlu olup, kamu malları ile ilgili davalar aynı zamanda kamu düzeni ilkesini de içermektedirler. Bu nedenle mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.
2. Yine eldeki davada, fen bilirkişisi raporunda da belirtildiği üzere dava konusu taşınmazın kadastro işlemlerinin yapıldığı dönemde yürürlükte bulunan 766 sayılı Tapulama Kanunu’nun 33. maddesinde yapılan değişiklikle: “Tapuda kayıtlı olmanın ve beher parçasının yüzölçümü 20 dönüme kadar olan (20 dönüm dahil) gayrımenkul, çekişmesiz ve aralıksız en az 20 yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini, belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla tevsik eden zilyedi adına kaydedilir ….. Bunların 20 dönümü geçen kısmının zilyedi namına tespit edilmesi için zilyedliğinin ayrıca, aşağıdaki yazılı belge ve kayıtlardan biri ile tevsiki lazımdır. a) On yıl veya daha önceki vergi kaydı, b) Zilyet lehine katiyet kesbetmiş olan ilamlar, c) tasdikli irade suretleri ve fermanlar, d) muteber mütevelli, sipahi, mültezim temessük veya seneri, e) kayıtları bulunmayan tapu ve mülga Hazinei hassa senedi veya muvakkat tasarruf ilmühaberi, f) Gayrimüsaddak tapu yoklama kayıtları, g) Mülkname, muhasebatı atıka kalemi kayıtları, h) Mübayaa istihkam ve ihbar ücretleri, j) Evkaf idarelerinden tapuya devredilmemiş tasarruf kayıtları” düzenlemesi olduğu da göz önünde bulundurularak iddia ve savunma çerçevesinde işin esası incelenerek karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle hak düşürücü süreden davanın reddine karar verilmesi de doğru değildir.
SONUÇ : Yukarıda (1-2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı Hazine vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nin 371. maddesi uyarınca bu sebepten dolayı BOZULMASINA, HMK’nin 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 25.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.