YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/12237
KARAR NO : 2020/1046
KARAR TARİHİ : 06.02.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptal Ve Tescil Olmadığı Takdirde Muhdesat Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın tapu iptal ve tescil yönünden reddine, dava konusu taşınmaz üzerindeki muhdesatların davacı tarafından yapıldığının tespitine karar verilmiş olup, hükmün davalı … vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, dava konusu Kaşyolu köyünde bulunan taşınmazların davacı tarafından 50-55 senedir ev ve bahçe olarak kullanıldığını, davacıya babasından kaldığını, bu taşınmazların kadastro çalışmalarında köy boşluğu olarak bırakıldığını, üzerinde davacının bir kaç adet kerpiç ve taştan yapılı evi ve avlusu 8 adet ağacı ve su kuyusu olduğunu, bunların kadastro çalışmalarından önce de sonra da davacı tarafından kullanıldığını, hala kullanılmaya devam edildiğini, TMK’nin 713 gereğince taşınmazların davacı adına tescilini, dava konusu taşınmazların olduğu yere baraj yapılacağının öğrenildiğini, bu alanın sular altında kalacağını, kamulaştırma çalışmalarının başladığını, bu alan köy boşluğu olduğundan üzerindekilerin bedelini alamadığını, bu nedenle tapulama harici olan yaklaşık 1000 m2 lik yerin davacı adına tescilini, bu talebin reddedilmesi halinde taşınmaz üzerindeki muhdesatların davacı adına tespitini talep etmiştir.
Davalılar Hazine, … ve … Büyükşehir Belediyesi vekilleri ayrı ayrı davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; davanın tescil yönünden reddine, dava konusu taşınmaz üzerindeki muhdesatların davacı tarafından yapıldığının tespitine karar verilmiştir. Hüküm davalı … vekili ve dahili davalı … Belediyesi vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava; tapu iptal ve tescil olmadığı takdirde muhdesatın tespitine ilişkindir.
1. Temyize gelen davalı …’nin ve dahili davalı … Belediyesi’nin sıfatına göre yapılan incelemede; bilindiği üzere, 6100 sayılı HMK’nin 297/2. maddesinde “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” hükmü düzenlenmiş olup infaza elverişli biçimde hüküm kurulması zorunludur.
Somut olaya gelince; Mahkemece “İddia ve savunmanın değerlendirilmesi bakımından, dosyaya toplanan kayıt ve belgeler, getirtilen hava fotoğrafı ve komşu parsel kayıtları nazara alınarak, dava konusu taşınmaz başında keşif yapılmış, keşifte dinlenen Harita Mühendisi ve fen bilirkişi verdikleri 18.05.2015 tarihli rapor ve ekli krokilerinde; davacının kullanımında bulunan 265 parsel tapu kaydının Necati Göktekin adına kayıtlı olduğu, keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler ve davacı tanıklarının beyanlarından, dava konusu taşınmaz üzerindeki evlerin yapımının, sondaj kuyusunun vurulmasının ve ağaçların dikilmesinin davacı tarafından yapıldığı, 30-35 yıldan bu yana davacı tarafından nizasız ve fasılasız kullanıldığı, taşınmazın davacının kullanımında olan yerlerin kısmen köy boşluğu olduğu ve imar ihya koşullarının oluşmadığı anlaşıldığı gerekçesiyle davacının davasının tescil yönünden reddine, taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların davacı tarafından yapıldığının tespitine” denilmek suretiyle hüküm kurulmuşsa da davacıya ait olduğu belirtilen muhdesatların neler olduğu hükümde ayrıca ve açıkça belirtilmemiştir. Bu haliyle hüküm infaza elverişli görülmemiştir.
2. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK mad. 722, 724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bağşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad. 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad. 114/1-h, 115)
Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Somut olaya gelince; Mahkemece az yukarıda da belirtildiği üzere muhdesat tespiti yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olup davacı dava dilekçesindeki terditli talebinde dava konusu taşınmazın bulunduğu alanda baraj yapılacağı öğrenildiğinden, bu alan sular altında kalacağından ve kamulaştırma çalışmalarına başlandığından bahisle kamulaştırma hukuki sebebine dayalı olarak muhdesat tespiti talebinde bulunmuşsa da Mahkemece dava konusu alanın kamulaştırma sahası içinde kalıp kalmadığı ilgili yerden sorulmamıştır. O halde Mahkemece dava konusu alanı gösterir fen bilirkişisine ait rapor ve kroki müzekkere eki yapılmak suretiyle bu alanın kamulaştırma sahasında kalıp kalmadığının sorulması gerektiğinde mahallinde kamulaştırma haritaları uygulanmak suretiyle fen bilirkişisi ile keşif yapılması ve sonucuna göre davacının muhdesatın tespiti davası açmasında güncel hukuki yararının olup olmadığını araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi de gerekmektedir.
SONUÇ: Yukarıda (1. ve 2. nolu bentlerde) açıklanan nedenlerle, davalı … vekili ve dahili davalı … Belediyesi vekili temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca usul ve yasaya aykırı kararın BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK.un 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalılardan …’na iadesine, 06.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.