YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/12056
KARAR NO : 2020/1314
KARAR TARİHİ : 13.02.2020
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Yıkım
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı, maliki olduğu 13 ada 1048 parsel sayılı taşınmaza komşu parsele inşa edilen merdivenin taşkın olduğunu ileri sürerek davalıların elatmasının önlenmesine ve merdivenin yıkılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davalı …’ın müdahalesi bulunmadığını belirterek adı geçene yönelik davanın pasif husumet yokluğundan reddine, davaya konu yapının önceki malik tarafından inşa edildiğini belirterek de temkilen tescile karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkemece, davalıların çekişmeli taşınmazın fen bilirkişiler tarafından düzenlenen krokili raporda kırmızı renk ile işaretlenen 20,58 m2 yüzölçümlü kesimine yönelik el atmalarının önlenmesine, sarı renk ile işaretlenen 2,42 m2 yüzölçümlü alanda bulunan merdivenin yıkılmasına dair verilen karar Yargıtay 1.Hukuk Dairesince ” … Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle kayden davacıya ait çekişme konusu 13 ada 1048 sayılı taşınmazın mahkemece yapılan uygulama sonucu fen bilirkişiler tarafından düzenlenen krokili raporda kırmızı renk ile işaretlenen 20,58 m2 yüzölçümlü kesiminin arsa niteliği ile sarı renk ile işaretlenen 2,42 m2 yüzölçümlü bölümünün merdiven niteliği ile davalılar tarafından haklı ve geçerli nedenleri olmaksızın kullandıkları saptanarak el atmalarının önlenmesine karar verilmesinde kural olarak bir isabetsizlik yoktur. Bu yöne değinen davalıların temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine … Davalılardan … savunma yoluyla temliken tescil isteminde bulunduğu halde mahkemece bu istek hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi doğru değildir. Bundan ayrı davalılardan …’ın çekişmeli yerleri kiracı sıfatıyla kullandığı anlaşıldığı halde merdivenin yıkımı ve buna ilişkin giderlerden sorumlu tutulması bozmayı gerektirmiştir … ” gerekçesiyle bozulmuş, Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davalıların elatmasının önlenmesine ve merdivenin yıkılmasına dair verilen karar, Yargıtay 1.Hukuk Dairesince ” … bozma ilamında ve yukarıda değinilen hususlar gözetilmek suretiyle, belirtilen ilke ve olgular çerçevesinde bir araştırma ve soruşturmanın yapılması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bozma gerekleri yerine getirilmeden ve HMK’nın 297. maddesine aykırı biçimde hüküm kurulması doğru değildir … ” gerekçesiyle bozulmuş, Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davalı … yönünden husumet yokluğundan davanın reddine, davaya Aydın’a yönelik elatmasının önlenmesine, taşkın kısmın temliken tesciline dair verilen karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
1. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 13 ada 1048 sayılı tarla cinsli taşınmazın davacı adına, 13 ada 1039 sayılı kargir ev ve bahçesi cinsli taşınmazın … adına kayıtlı olduğu, davalıların 13 ada 1048 parselde kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir haklarının bulunmadığı, mahkemece yapılan uygulama sonucu taşınmazın fen bilirkişiler tarafından düzenlenen krokili raporda kırmızı renk ile işaretlenen 20,58 m2 yüzölçümlü kesiminin arsa niteliği ile sarı renk ile işaretlenen 2,42 m2 yüzölçümlü bölümünün merdiven niteliği ile davalılardan Ünal tarafından kiracı sıfatıyla kullanıldığı, davalılardan … ‘ın yargılama sırasında savunma yoluyla Medeni Kanunu’nun 725.maddesi uyarınca temliken tescil isteğinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğar. Diğer taraftan yerel mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu müessese mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esas çerçevesinde işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirir (09.05.1960 gün, 21/9 sayılı YİBK).
Somut olaya gelince; Mahkemece verilen, 20.09.2012 tarihli ilk kararın davalılarca temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 1.Hukuk Dairesi’nin 0904.2013 tarihli ve 2013/760 Esas, 5119 Karar sayılı kararı ile davalıların haklı ve geçerli bir nedenleri bulunmaksızın taşınmazı kullandıkları saptandığı gerekçesiyle elatmalarının önlenmesine karar verilmesinde bir isabetsizliğin bulunmadığı belirtilerek bu yöne değinen davalılar temyizinin reddine karar verildiği, Mahkemece, bozmaya uyulduğu ancak nihai kararda davalı … bakımından pasif husumet yokluğundan elatmanın önlenmesi isteğinin reddine, diğer davalıya yönelik elatmasının önlenmesi isteğinin kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bozmaya uyulduğuna göre, bozma ilamı gereği davacı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu ve aleyhine hüküm verilemeyeceği açıktır.
Hal böyle olunca; bozma kararı ile elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne yönelik temyiz itirazlarının reddedildiği ve bu isteğe yönelik kararın kesinleştiği gözetilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
2. Somut olayda; kadastro müdürlüğünün 11.11.2014 tarihli cevabından taşınmazların geldilerinin 13 ada 176 parsel olduğu ve 09.09.1986 tarihinde kesinleştiği, Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen tapu iptal ve tescil davasında 1995/362 Esas ve 1998/126 Karar sayılı kararı ile 1039 parsel sayılı taşınmazın ana taşınmazda ifrazı ile 29.06.1999 tarihinde tescil edildiği, 1995/363 Esas ve 1997/373 Karar sayılı kararı ile de 1048 parsel sayılı taşınmazın 176 parselden ifrazı ile 22.09.1999 tarihinde tapuya tescil edildiği, davacının ifraz işlemi sonucu 1048 parsele malik olduğu, davalı …’ın ise 24.03.2003 tarihli satış işlemi sonucu 1039 parsele malik olduğu, inşaat bilirkişisinin 14.09.2011 tarihli raporuna göre de mevcut yapının dava tarihi itibariyle 15 yıllık olduğunun belirtildiği sabittir.
Hal böyle olunca, temliken tescil isteğine konu merdivenin inşasında davalı tarafın iyiniyetli olduğu kanıtlanamadığına göre temliken tescil isteğinin reddiyle, taşkın kısmın yıkılmasına karar verilmesi gerekirken temliken tescil isteğinin kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentlerde yazılı nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 13.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.