YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/10863
KARAR NO : 2020/1186
KARAR TARİHİ : 11.02.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi-Yıkım
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 11.02.2020 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Avukat … ve karşı taraftan temyiz eden davalı vekili Avukat … geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, komşu 5 parsel sayılı taşınmazdaki binanın bodrum katının, vekil edeni şirketin mülkiyetinde bulunan 4 parsele taşkın olduğunu, haksız işgalin sona erdirilmesi ve yapmış oldukları binanın imar planı gereğince çekme mesafesine getirilmesi hususunda davalı şirketten talepte bulundukları hâlde sonuç alınamadığını, özellikle çekme mesafesine uyulmaması sebebi ile imar planına aykırı davranıldığını, imar kirliliğine neden olunduğunu ileri sürerek, davalının 4 parsel sayılı taşınmaza yaptığı müdahalenin önlenmesine ve haksız işgale konu yapının yıkımına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davalının ilk binayı yaptığı sırada binanın tamamının davalının taşınmazında kaldığını, belediyenin müvekkilinin haberi olmadan taşınmazların sınırını değiştirdiğini, bu sebeple davalıya ait deponun küçük bir kısmının davacıya ait taşınmazda kaldığını, bunda davalının kusurunun bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, ilk hükümle, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 23/09/2014 tarihli ve 2013/12843 Esas, 2014/14674 Karar sayılı ilamı ile ‘…öncelikle taraflara ait taşınmazların imar öncesinden itibaren tedavül kayıtlarının ve krokilerinin getirtilmesi, gerek kadastral kayıtlar, gerekse imar kayıtları mahalline keşfen uygulanarak mevcut müdahalenin imar uygulaması nedeniyle oluşup oluşmadığının ve yıkıma konu edilen muhdesatın yer aldığı taşınmazda davalıların imar öncesinde hukuken korunmaya değer bir haklarının bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması, müdahalenin imar uygulaması ile oluştuğunun ve davalıların imar öncesi bir haklarının bulunduğunun belirlenmesi hâlinde, yukarıdaki ilkeler çerçevesinde değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir…’ gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkemesince yeniden yapılan yargılama neticesinde, elatmanın imar uygulaması ile meydana geldiği gerekçesi ile davanın kabulü ile 1269 ada 4 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişisi Yusuf Tuncer tarafından düzenlenen 18.04.2016 tarihli rapor ve krokisinde B harfi ile göstermiş olduğu 61,83 m² lik kısmına davalı tarafından yapılan elatmanın önlenmesine, elatmanın önlenmesine karar verilen kısımdaki yapının yıkılmasına, karar kesinleştiğinde davacı tarafça depo edilen 84.419 TL tutarındaki binanın yıkım, enkaz kaldırma ve elatılan kısım bedelinin davalıya ödenmesine karar verilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir.
1.Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilamında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine, 5 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan binanın bodrum katında davacının malik olduğu 4 parsel sayılı taşınmaza tecavüz olduğunun ve tecavüzün imar uygulaması sonucu oluştuğunun belirlenmesine göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Davalı vekilinin kal talebinin kabulü hakkındaki temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 4 parsel sayılı taşınmazın 01.11.2006 tarihli satış işlemi ile davacı şirket adına, komşu 5 parsel sayılı taşınmazın ise 08.11.2004 tarihli trampa ve hisse tevdi işlemi ile davalı şirket adına tapuda kayıtlı olduğu, taşınmazda 16/03/2007 tarihinde kat mülkiyetine geçildiği, Mahkemece bozma sonrası alınan bilirkişi raporlarına göre, 5 parsel sayılı taşınmazdaki binanın bodrum katında davacı parseline 61,83 m2 lik bir alanda taşma olduğunun ve bu taşkınlığın imar uygulaması sonucu oluştuğunun tespit edildiği, taşan 61,83 m2 lik kısmın bina maliyet bedelinin 56.624,00 TL, yıkım ve kal bedelinin ise 27.795,00 TL olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda, Mahkemece, 1269 ada 4 parsel sayılı taşınmazın 61,83 m² lik kısmına davalı tarafından yapılan elatmanın önlenmesine, elatmanın önlenmesine karar verilen kısımdaki yapının yıkılmasına ve karar kesinleştiğinde davacı tarafça depo edilen 84.419 TL tutarındaki binanın yıkım, enkaz kaldırma ve elatılan kısım bedelinin davalıya ödenilmesine karar verilmiş ise de, yapının yıkılmasına ilişkin verilen kararın doğru olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Şöyle ki;
Mahkemece yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporuna göre, davalı adına tapuda kayıtlı 5 parsel sayılı taşınmazdaki binanın bodrum katında davacı parseline 61,83 m2 lik bir alanda taşma olduğu ve bu taşkınlığın imar uygulaması sonucu oluştuğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporunda da görüldüğü üzere, davalı adına tapuda kayıtlı olan bölüm, davalının iradesi dışında, başka bir deyişle imar uygulaması sonucunda davacının tapulu taşınmazı içinde kalmıştır. Davacı, dava dilekçesinde, taşan bu kısım için kal talebinde bulunmuştur. Davacının, davanın açıldığı tarih itibari ile kal talep etmesinde hukuki yararı bulunmakla birlikte, yargılama sonucunda 3194 sayılı Yasa’nın 18. maddesinde öngörülen yapının kaim bedelinin davacı tarafından Mahkeme veznesine depo ettirilmesi ile zeminin maliki olan davacı, üzerindeki muhdesatın da tasarruf hakkını elde etmiş olacağından, dolayısıyla hem arzın hem de üzerindeki yapının tasarruf hakkına sahip olan davacının söz konusu yapıyı yıkması için Mahkeme hükmüne gerek bulunmayacağından, başlangıçta var olan hukuki yararın devam ettiğini söyleyebilme imkanı bulunmamaktadır. Başka bir anlatımla, davanın açıldığı tarihte var olan hukuki yarar, davacının tasarruf hakkına sahip olması sonucu ortadan kalkmıştır. Bu durumda, karar tarihi itibariyle taşan kısmın yıkılması için Mahkeme kararına ihtiyaç duyulmayacağından, taşan kısmın yıkımı hakkında “karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi” gerekir iken aksi yöndeki karar doğru olmamıştır. Kaldı ki, taşan kısmın yıkılmasına karar verilmesi ve ilamın icraya konulması halinde, yapının bedelinin ödendiği davalıdan, İcra İflas Kanunu’nun 30. maddesi uyarınca fazladan infaz bedeli de tahsil edilecektir ki, bu durum da hakkaniyete de aykırı olacaktır. O halde, Mahkemece yapılması gereken iş, davacının kal talebi hakkında açıklanan gerekçelerle “karar verilmesine yer olmadığına” dair karar vermek olmalıdır.
3. Davacı vekilinin yıkım ve enkaz kaldırma bedelinin depo edilmesine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Bilindiği üzere, yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz’ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı, üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus Türk Medeni Kanunun’un 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne varki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı Yasa’nın 1605 sayılı Yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı İmar Yasası’nın 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş, bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece, yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Somut olayda, Mahkemece taşkınlığın imar düzenlemesi sonucu oluştuğu kabul edilerek taşkın kısma yönelik elatmanın önlenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, Mahkemece, müdahalenin, imar uygulaması neticesinde meydana geldiğinin ve davalının korunmaya değer bir hakkı olduğunun tespiti halinde, yukarıda da açıklandığı üzere, davacı tarafa sadece yıkımı istenen yapının bedelinin depo ettirilmesi gerekirken, bilirkişi raporunda belirlenen taşan kısmın yıkım ve kal bedeli olan 27.795,00 TL’nin de depo ettirilmesi yanlış olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davalı vekilinin kal talebinin kabulüne yönelik temyiz itirazları ile davacı vekilinin yıkım ve enkaz kaldırma bedelinin depo edilmesine yönelik temyiz itirazları yukarıda (2) ve (3) sayılı bentlerde açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalı ve davacı vekillerinin sair temyiz itirazlarının (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle reddine, taraflarca HUMK’un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 11.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.