Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/15571 E. 2020/2375 K. 10.03.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/15571
KARAR NO : 2020/2375
KARAR TARİHİ : 10.03.2020

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı vekili, davalının taşınmazı haksız olarak işgal ettiğini beyan ederek 2002-2008 yılları arası 4880 TL. ecrimisilin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, taşınmazda hissedar olduğunu ve kendi hissesine isabet eden yerden daha az yer kullandığını beyan etmiştir.
Mahkemece, bozma öncesi yapılan yargılama neticesinde; davanın reddine karar karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 15.05.2012 tarihli ve 2012/7993 Esas, 2012/12164 karar sayılı ilamında belirtilen “… davalının (paydaşın) taşınmazın bir bölümünü kullanmasından ötürü zarara uğradığını ispat ettiği takdirde tazminat (giderimi) istemeye hak kazanır. Mahkemece yukarıda anlatılanlar ışığında bir araştırma yapılmaksızın eksik incelemeyle karar verilmesi doğru görülmemiştir..” gerekçeleriyle bozulmuş, Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde; davanın kısmen kabulü ile toplam 4.034,48 TL ecrimisil bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, paydaşlar arasında açılan ecrimisil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; dava konusu 793 ada 40 parsel sayılı taşınmazda (davacı) …’nin 322/973, davalı Hasan Durali İbrahim’in 150/973, dava dışı …in 160/973, …ın 216/973 ve…’in ise 125/973 oranında paydaş olduğu, paydaşlardan …’nin kayyım sıfatıyla temsil edildiği, davalının hissesine göre dava konusu parseldeki kullanım hakkı 124,25 metrekareye tekabül etmekte olup, fiilen kullandığı kısım ise 121,57 metrekare olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı payından daha az yerden istifade etmektedir.
Bilindiği üzere her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirilir.
Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesine göre; ”İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”, TMK’nin 6. maddesine göre ise; ”Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan herbiri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. ” şeklindedir.
Somut olayda, davalı payına isabet eden miktardan daha az bir kısmı kullanmakta olup davalının mevcut kullanımının davacının kullanımına engel olduğuna dair dosyada yeterli delil bulunmadığı gibi bu tasarruftan ötürü davacının zarara uğradığı da yöntemince ispat edilmiş değildir.
Bu durumda, mahkemece, ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir..
SONUÇ: Davalı vekilinin, temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nin geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 10.03.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.