Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2012/873 E. 2012/2390 K. 06.02.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/873
KARAR NO : 2012/2390
KARAR TARİHİ : 06.02.2012

MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Dava ve ıslah dilekçeleriyle 47.408.85 TL ecrimisilin faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı vekili; müvekkilinin dava dışı …’tan gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile daire satın aldığını, ancak vaat edilen dairenin satıcı … tarafından kardeşi olan davalıya muvazaalı olarak devredildiğini, bu nedenle … ile davalı aleyhine tapu iptali ve tescil talebiyle … 17.Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan 2006/491 Esas sayılı davanın kabul edilerek kararın 05.02.2008 tarihinde kesinleştiğini, tescil işleminin ise 19.02.2008 tarihinde gerçekleştiğini ileri sürerek; 05.02.2003 – 05.02.2008 tarihleri arasındaki dönem için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL ecrimisilin her kira dönemi sonundan işleyecek en yüksek mevduat faizi ile tahsilini talep etmiş, 03.02.2011 havale tarihli ıslah dilekçesi ile de talebini 47.408,85 TL ye yükseltmiştir. Davalı vekili, dairenin mülkiyetinin iptal kararının kesinleştiği tarihte davacıya geçtiğini, ancak davacının iptal kararından önceki dönem için ecrimisil talep ettiğini, ayrıca ecrimisil talep edilen dönemin bir bölümünün zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; davalının, davacı ile dava dışı … arasında imzalanan sözleşmenin tarafı olmadığı, bu nedenle davacının dairenin mülkiyetine geçtiği 19.02.2008 tarihinden önceki dönem için ecrimisil talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Taraflar arasında görülen … 17.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/491 E. 2007/373 K. sayılı dosyasında; satış vaadi sözleşmesinden haberdar olan davalı … … ile diğer davalı … arasında satış şeklinde gerçekleştirilen dairenin temliki işleminin muvazaalı olarak yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.Hemen belirtmek gerekir ki, Borçlar Kanununun 18. maddesinde deyimini bulan muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla ve fakat kendi iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır, şeklinde tanımlanabilir.Kararlılık kazanmış Yargıtay İçtihatlarında ve bilimsel alanda ortaklaşa kabul edildiği üzere muvazaalı işlemin müeyyidesi mutlak butlandır. Bu itibarla muvazaalı sözleşmeler başlangıçtan itibaren geçersiz olduklarından hiçbir hüküm ve sonuç doğurmazlar. Açılan dava sonunda verilen karar yenilik doğuran (inşai) bir karar değil açıklayıcı (ihdasi) bir karar durumundadır (HGK. 01.03.2000 gün ve 2000/1–126 E, 2000/143 K. ).Diğer taraftan, TMK’nun 995/1.maddesi ve 08.03.1950 gün ve 22/4 sayılı Yargıtay İ.B.K. ile iyiniyetli olmayan zilyedin, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği (veya elde etmeyi ihmal eylediği) gelir karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğu açıklanmıştır. Şu durumda mahkemece; geçersiz sözleşmeye dayalı olarak dava konusu daireyi kullanan davalının iyiniyetli zilyed olmadığı belirlenmiş olduğundan, bu kullanımın müeyyidesi olan ecrimisille sorumlu tutulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.Buna göre mahkemece yapılacak iş; davacı tarafın talep edeceği ecrimisilin belirlenerek, sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bu nedenlerle yerinde olan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 06.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.