YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/4194
KARAR NO : 2020/2499
KARAR TARİHİ : 01.06.2020
MAHKEMESİ : 1. FİKRÎ VE SINAÎ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 27/03/2018 tarih ve 2018/45-2018/95 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davalı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı adına 03. sınıftaki bazı emtialarda tescilli 174338 (96/004559) sayılı “KOMİLİ NATURA” ibareli markasının tescilli olduğu bazı emtialarda hiç kullanılmadığını ileri sürerek davalı adına tescilli markanın bazı emtialarda 556 sayılı KHK’nın 14. maddesi gereğince kısmen iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının, yenilebilir yağlar için tescili “Komili” markalarını devralırken başkalarının kullanımında bulunan ve farklı ürünler için tescilli “Komili” markalarının varlığına ve bu markaların kullanılmasına tahammül etmesi gerektiğini, müvekkilinin “Komili” markalarını gerçek hak sahibinden devraldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, 554 Sayılı KHK’nın 42. maddesinin Anayasa Mahkemesi’nin 2013/147 Esas 2014/75 Karar sayılı ilamı ile iptaline karar verildiği, yine 556 sayılı KHK’nın 14. maddesinin de Anayasa Mahkemesi’nin 2016/148 Esas 2016/189 Karar sayılı ilamı ile iptaline karar verildiği ve bu kararın 06/01/2017 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdiği, bu kapsamda açılan davanın yasal dayanağının kalmadığı, kullanma zorunluluğunu düzenleyen başka bir iç hukuk kuralı da bulunmadığından TRIPS Anlaşması’nın 19. maddesinin uygulanarak yasal boşluğun doldurulamayacağı, dava tarihinde yürürlükte bulunmayan 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümlerinin de geriye yürütülemeyeceği, ancak dava tarihi itibariyle davacının haklılık durumuna göre yargılama giderleri ve vekalet ücretinden davalının sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, davanın yasal dayanağının Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle mahkemece konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekli ise de, yargılama giderlerinin tarafların haklılık durumuna göre belirlenmiş olması nedeniyle bu hususun sonuca etkili olmamasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle kararın ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 01/06/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, davalı adına tescilli markanın kullanmama nedenine dayalı kısmen iptali istemine ilişkin olup davanın hukuki nedeni, bir başka söyleyişle, yasal dayanağı mülga 566 sayılı KHK’nın 14. maddesidir.
Söz konusu KHK hükmü, Anayasa Mahkemesinin 14.12.2016 tarih ve 148-189 sayılı kararı ile iptal edilmiş ve kararın RG’de yayımlanması üzerine Anayasamızın 153. maddesi çerçevesinde davanın hukuki nedeni ortadan kalkmıştır. Bu durumda, yasal dayanağı bulunmayan davanın esastan reddine hükmedilmesi gerekir. Nitekim, ilk derece mahkemesince de durum bu biçimde kabul edilerek dava reddedilmiş ve fakat dava tarihindeki haklılık durumu gözetilerek yargılama giderlerinin davalıya yüklenmesine hükmedilmiştir.
Mahkemenin ve Daire çoğunluğunun görüşünün aksine, davanın açıldığı tarihte söz konusu KHK hükmünün mevcut olması davanın esası yönünden hüküm kurulmasına, daha doğru bir ifadeyle davanın yasal dayanağının bulunmaması nedeniyle reddine engel nitelikte olmadığını düşünüyorum. Yani bu gibi hallerde, davanın esasına yönelik bir karar verilmesi gerekir. Çünkü, Anayasa Mahkemesi kararının, dava nedeni ile dava konusu üzerinde bir etkisi yok ise de, söz konusu karar, davanın dayandığı hukuki sebebi ortadan kaldırmış olup bu nedenle davanın esastan reddi gerektiği kanısındayım. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları, bu nedenle, iptal edilen kanun yahut KHK hükmüne dayalı olarak açılan derdest (devam eden) davalara da kesin olarak etkilidir.
Yukarda da belirtildiği üzere, yasal dayanağı bulunmayan yahut açıklandığı biçimiyle hukuki nedeni bulunmayan bir davanın konusuz kaldığından, hatta ve hatta davanın esastan sonuçlanmadığından söz edilemez. Dava esastan görülmüş olup bu esas üzerinden sonuçlandırılmalı, kısaca ve tekraren söylemek gerekirse dava reddedilmelidir. Bu durumda, yargılama giderleri bakımından HMK’nın 331/1. maddesinin uygulanması olanağı bulunmamaktadır. Aksinin düşünülmesi ve davanın açıldığı tarihte haklı nedenlere dayalı olup olmadığının değerlendirilmesi, haklılığın iptal edilen KHK hükmüne dayalı olarak değerlendirilmesi zorunluluğu nedeniyle çelişkili bir yaklaşımı beraberinde getiriyor olmakla benimsenemez. Şu halde, aksine bir kanun hükmü bulunmadığı gözetildiğinde, HMK’nın 326/1. maddesi hükmü uyarınca, asıl davada yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen davacıya yükletilmesi gerekir.
Açıklanan nedenlerle, yerel mahkeme kararının bozulması düşüncesinde olduğumdan Dairemizin onama kararına katılamıyorum.