Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2019/3273 E. 2020/1944 K. 24.02.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/3273
KARAR NO : 2020/1944
KARAR TARİHİ : 24.02.2020

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 27/03/2019 tarih ve 2018/248-2019/288 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davalılar vekilleri tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkilinin çalışanı olan davalı …’in davalı banka nezdinde açılmış bulunan müvekkiline ait TL ve döviz hesaplarından 05.10.1999 ile 10.07.2000 tarihleri arasında kendisine yetki verilmediği halde bankanın kusurlu davranışlarından istifade ederek şahsi çıkarları doğrultusunda para çekmek suretiyle müvekkilini zarara uğrattığını, müvekkili tarafından davalı bankaya verilen talimatta davalı …’in sadece 10210502 numaralı hesaptan para çekebileceğinin bildirilmiş olmasına rağmen davalı çalışanın müvekkili şirketin bilgi ve onayı dışında şirketin davalı bankada mevcut diğer hesaplarından para çekerek kendisine aktardığını, davalıların müşterek eylemleri sonucu müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek, 2.700 USD asıl alacak ile 9.519,38.- TL’nin ihtar tarihinden itibaren işlemiş faizleri ve dava tarihinden itibaren işleyecek faizleriyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili, davacının 10210502 numaralı hesap için diğer davalıya verdiği para çekme yetkisinin bu hesabın devamı olan ve aynı işlemler için açılan yeni hesap ve işlemler için de vermiş olduğunun kabulü gerektiğini, davacının davalı …’in hesaplarda yaptığı tüm işlemleri bildiği halde itiraz etmediğini, bu şekilde yapılan işlemleri zımnen onayladığını, davacının 9 ay gibi uzun bir süre boyunca hesaplarının durumunu bilmediğine ilişkin iddiasının MK’nun 2’nci maddesine aykırı olduğunu, davaya konu olayın tamamen davacının kendi kusur ve ihmali ile meydana geldiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı …, davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre; davacı şirketin davalı banka nezdindeki hesaplarından diğer davalı tarafından haksız olarak çekilen paraların tahsiline dair olan iş bu davada davacının davalı banka nezdinde açtırdığı 10210502 numaralı mevduat hesabı için kendi çalışanı olan davalı …’e para çekme yetkisini tanıdığı, sonradan bu hesaptan takip edilen bir kısım işlemlerin bu hesaptan ayrılarak yeni bir hesapta takibinin istendiği ve davacının yeni hesap açılması için davalı bankaya verdiği talimatta personeli olan …’e yeni hesaptan para çekme yetkisi vermediği, bu durumda davalı bankanın davacı tarafından açtırılan yeni hesaptan da davalı …’e yeni hesaptan para çekme yetkisi verip vermediği hususunda davacıdan yazılı talimat isteyerek sonucuna göre işlem yapması gerekirken bu hususu yerine getirmeden başka bir hesap için verilen yetkiyi yeni açılan hesap içinde uygulaması bankacılık çalışma hayatının bağlı bulunduğu özle mevzuata göre bir güven kurumu olan banka yönünden kusur teşkil ettiği ve davacı hesaplarında kendi personeli tarafından yetkisiz olarak çekilen paradan dolayı davalı bankanın sorumlu olduğu, ancak bu işlemleri yapanın davacının kendi personeli olduğu ve bozma ilamında da belirtildiği gibi bu durumda dürüst işine bağlı ve kendisine verilen yetkiyi suistimal etmeyen kendi yararına kullanmayan personel seçiminin davacı tarafa ait olduğu, personelin yaptığı işlemlerin etkin bir şekilde denetlenmesinin yani personelin usulüne uygun işlem yapıp yapmadığının takibinin davacı tarafın sorumluluğunda olduğu dikkate alındığında meydana gelen zararda davacınında %50 oranında müterafik kusurunun alınan bilimsel raporla sabit olduğu, anılan oranın makul olduğu, kusur oranında yapılan indirim neticesinde davalı bankanın 1.350,00 USD ve 4.234,50.- TL’lik zarardan sorumlu olduğu, mahkemenin davalı … yönünden verilen 2000/1435 esas 2008/500 Karar sayılı ilamının, bozma ilamı nazara alınarak kesinleştiği gerekçesiyle davalı … yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, davalı banka yönünden açılan davanın ise kısmen kabulüyle 1.350,00 USD ve 4.234,50 TL’nin davalı bankadan tahsiline, dolar bazındaki alacağa 13.10.2000 tarihinden itibaren 3095 sayılı Yasa’nın 4/a maddesi gereğince işleyecek faizi ile birlikte fiili ödeme günündeki Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL karşılığının davalı bankadan tahsiline, TL bazındaki alacağa 13.10.2000 tarihinden itibaren değişen oranlardaki reeskont faizinin uygulanmasına karar verilmiştir.
Kararı, davalı banka ve davalı … vekili temyiz etmiştir.
1-) Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalılar vekillerinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2-) Dava, davacı şirketin davalı banka nezdindeki hesaplarından diğer davalı tarafından haksız olarak çekilen paraların tahsili istemine ilişkin olup mahkemece, yukarıda yazılı gerekçeyle davalı … yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davalı banka yönünden açılan davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak mahkemece, davalı … yönünden kesinleşme olgusuna dayanak alınan bozma öncesi 2000/1435 esas 2008/500 sayılı kararda her iki davalı yönünden hüküm kurularak belirlenen alacağın tamamının davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiş, işbu temyiz incelemesine konu kararda ise sadece davalı banka yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilerek infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm tesis edilmiştir. Ayrıca mahkemece yapılan incelemede davalı …’in zararın tamamından, davalı bankanın ise kusuru oranında yarısından sorumlu olduğu belirlenmiştir. Bu durumda mahkemece, oluşan zararın yarısından heri iki davalılının da müteselsilen, artan miktar bakımımdan ise davalı …’in tek başına sorumlu olduğu nazara alınarak, davalıların sorumlu oldukları miktarların ve taraflar arasında teselsülün açık ve tereddüte mahal bırakmayacak şekilde belirlenip her bir davalı bakımından ayrı ayrı hüküm tesisi gerekirken infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalılar yararına BOZULMASINA, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 24/02/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.