Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2019/945 E. 2020/4139 K. 29.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/945
KARAR NO : 2020/4139
KARAR TARİHİ : 29.06.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Kira Alacağı

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacı vekili, müvekkili şirketin iktisap tarihinden önce akdedilen kira sözleşmesine muvafakati olmaması nedeniyle … Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/232 Esas sayılı dosyasıyla tahliye edilen davaya konu 2, 3, 4, 5, 6, 10, 169, 175, 176, 177, 178 parsel numaralı taşınmazları davalının 26.10.2011-10.09.2013 tarihleri arasında haksız kullanımı nedeniyle tespit edilecek kira bedellerinin(ecrimisil) yasal faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, davacı ile davalı arasında görülen … Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/232 Esas 2013/126 Karar sayılı dava dosyasında, davalının önceki malikle imzalamış olduğu, … Noterliğinin 15/08/2006 tarihli kira sözleşmelerinin feshi ile davalının … İli … İlçesi … köyü 2-3-4-5-6-10-169-175-176-177-178 parsel sayılı taşınmazlardan tahliyesinin davacı tarafça talep edildiği, Sulh Hukuk Mahkemesince, dava konusu taşınmazların davalı tarafından 10 yıllık kira sözleşmeleriyle önceki maliklerden kiralandığı, sözleşmelerinin birinin 15.08.2016, diğerinin 01.01.2018 tarihinde sona ereceği, davacının ise bu taşınmazları 07.12.2010 ve 15.12.2010 tarihlerinde iktisap ettiği, 18.10.2011 tarihinde BK’nin 276.maddesi kapsamında ihtar çektiği, ihtarın davalıya 26.10.2011 tarihinde ulaştığı, davacının ise davasını 6 ay sonra 09.05.2012 tarihinde açtığı, yeni bir kira dönemi başlamadığı, davacının iktisaptan sonra davalıdan kira parası aldığına dair somut dosyaya yansıyan bir bilgi de olmadığı, bu sebeple iktisap tarihinden 11 ay sonra çekilen ihtarın Borçlar Kanunu’nun iktisaptan sonra belli bir süre öngörmemesi nedeniyle makul bir süre olduğu ve davacının davasının BK’nin 276.maddesi anlamında haklı olduğu gerekçesiyle davanın kabul edilerek,Yargıtay incelemesinden geçerek onama suretiyle 14.08.2013 tarihinde kesinleştiği, tahliye kararının 10.09.2013 de infaz edildiği anlaşılmaktadır.
Davacı, taşınmazları satın aldığı 2010 yılı sonrası, kayden maliki olduğu taşınmazlara davalının haklı ve geçerli bir neden olmaksızın kullanmak suretiyle müdahale ettiğini ileri sürerek, tahliyeye ilişkin ihtarname tebliği tarihi ile tahliye kararının infaz edildiği tarih arasındaki dönemdeki alacağı için eldeki davayı açmış, davalı ise davacıdan önceki malik ile aralarında 15.08.2008 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 10 yıllık kira sözleşmesinin yapıldığını, kira bedelini eski malike peşin olarak ödediğini, tahliyeye kadar kullanımının haksız kullanım olmadığını bu nedenle dava konusu taşınmazda davaya konu dönemde kiracı olarak bulunduğunu açıklayarak, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Bilindiği üzere, kira sözleşmesinin geçerliliği herhangi bir şekil koşuluna bağlı tutulmamış, sözlü olarak da yapılabileceği kanun koyucu tarafından kabul edilmiştir. Öte yandan kira ilişkisi, kişisel borç doğuran bir sözleşme türü olup, taşınmazın mülkiyetinin el değiştirmesi ile ilgili değildir. TBK’nın 310. maddesi hükmüne göre kiralananın mülkiyetinin kiralayan malik tarafından üçüncü kişiye devri ile birlikte, kiralayan ve kiracı arasındaki kira sözleşmesi tüm hak ve borçları ile birlikte yasa gereği kendiliğinden yeni malike geçer. Taşınmazın başkasına satılması, kiracının kişisel hakkını ortadan kaldırmaz. Davacının mülkiyet hakkına dayalı olarak elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası değil, 6570 sayılı Yasa hükümleri uyarınca kiralananın tahliyesi ve kira alacağı davası açması gerekmektedir.
Yukarıdaki açıklamalar ve dava dilekçesindeki anlatıma göre talebe konu döneme yönelik dava, kira alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Hemen belirtmek gerekir ki; görev kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re’sen göz önünde tutulması gereken bir usul kuralıdır. 6100 sayılı HMK’nin 2. maddesi asliye hukuk mahkemelerinin, 4. maddesi sulh hukuk mahkemelerinin görev alanını belirlemiştir. Sulh hukuk mahkemelerinin görev alanının düzenlendiği HMK’nin 4/ç bendi “Bu Kanun ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hakimini görevlendirdiği davaları görürler” şeklindedir. Bu düzenlemeden sulh hukuk mahkemelerinin görevli olup olmadığı hususunda özel yasalara atıfta bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Buna göre, kira alacağının tahsiline yönelik talep hakkında davaya bakmakla görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemeleri olduğundan, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalı vekilinin esasa yönelik temyiz itirazlarının bozma nedenine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’un 440/I. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 29.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.