YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/12430
KARAR NO : 2020/3700
KARAR TARİHİ : 18.06.2020
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Ankara 13. İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Ankara 13. İcra Hukuk Mahkemesinin 09.05.2017 tarihli ve 2016/1088 Esas, 2017/458 Karar sayılı kararıyla karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacı alacaklı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun süresinde olmadığından reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davacı alacaklı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı alacaklı vekili, haciz adresinde borçlu şirkete ait çok sayıda evrak bulunduğunu, müvekkili şirket tarafından satılan menkullerin haciz adresinde borçlu şirkete teslim edildiğini, borçlu ile davalı şirket arasında organik bağ olduğunu belirterek, istihkak iddiasının reddine, davalı üçüncü kişi aleyhine alacağın %20’sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı üçüncü kişi vekili, mahcuzların borçlu şirketten satın alındığını, borçlu şirket ile organik bağ bulunmadığını belirterek, davanın reddini, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, ihtiyati haczin 10.02.2016 ve 12.02.2016 tarihlerinde yapıldığı, bu tarihten itibaren kanunda ön görülen yedi gün içerisinde takip talebinde bulunulmadığı, ödeme emrinin borçlulara tebliğ edilmediği, buradaki süre hak düşürücü süre olup, bu sürenin geçirilmesiyle hacizlerin kendiliğinden kalkacağı dava konusu mahcuzlar üzerindeki haczin hükümsüz kaldığı gerekçesi ile konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, davacı alacaklı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesinin 04.04.2019 tarihli 2017/2737 Esas 2018/604 Karar sayılı kararı ile Mahkemece kararın taraf vekillerinin yüzlerine karşı 09.05.2017 tarihinde verildiği, istinaf talebinin tefhim tarihinden itibaren 10 gün içinde yapılması gerekirken yasal süre geçtikten sonra 20.07.2017 tarihinde istinaf yoluna başvurulduğu, yüze karşı verilen icra mahkemesi kararının ayrıca tebliğ edilmiş olmasının temyiz süresine etkisinin bulunmadığı kabul edilerek, davacı alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, davacı alacaklı vekili tarafından temyiz talebinde bulunulmuştur.
Dava, alacaklının İİK’nin 99. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasının reddi talebine ilişkin olup, anılan Kanun’un 97. maddesinin 11. fıkrası uyarınca basit yargılama usulune tabidir.
Basit yargılama usulüne tabi yargılamalara ilişkin olarak 6100 sayılı HMK’nin “Hüküm” başlıklı 321. maddesinde aynen;
1. Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez.
2. Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.”hükmü düzenlenmiştir.
321. maddedeki “hükme ilişkin tüm hususlar”dan kastedilen HMK’nin 297. maddesindeki unsurlardır.
Buna göre; mahkeme, tahkikatın tamamlanmasından sonra, tarafların son beyanlarını almalı ve yargılamanın sona erdiğini bildirdikten sonra hükmü tefhim etmelidir. Kural olarak, mahkemece kararın tefhiminde hükme ilişkin tüm hususlar açıklanmalıdır.
HMK’nin 322. maddesi atfı ile uygulanmakta olan HMK’nin 297. maddesinde hükmün kapsamı açık bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre; mahkeme, gerekçesi ile birlikte tefhim ettiği hükümde taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstermesi gereklidir. Bu kanunun getirdiği bir zorunluluktur. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli karar en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılmalıdır. Bir diğer deyişle HMK’nin 321.maddesinde belirtilen şekilde hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilemediği hallerde gerekçeli kararın mutlaka taraflara tebliğ edilmesi gereklidir.
2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 363/1. maddesi uyarınca icra hukuk mahkemelerince verilecek kararların temyiz süresi tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren 10 gündür. Maddedeki “tefhim” kavramının “hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal” olarak anlaşılması zorunludur. Bu nedenle, yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim varsa temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren, aksi halde gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlayacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun konuyla ilgili içtihatı da bu yöndedir. (21.01.2015 tarihli ve 2014/9-1438 Esas, 2015/580 Karar sayılı karar) Usul hukukunda yer almamakla birlikte uygulamada, tefhimden sonra temyiz süre tutum dilekçesi sunmak suretiyle kararın temyiz edildiği hallerde, kararın gerekçesini dikkate alarak yeni temyiz gerekçelerine dayanılması mümkün olduğundan, gerekçeli kararın bu hallerde de taraflara tebliği gerekir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de gerekçeli kararın tebliğinin temyiz hakkının etkili şekilde kullanılması bakımından gerekli olduğunu, bu yükümlülük getirilmeden kararın kesinleştirilmesini hak ihlali olarak kabul etmiştir (Anayasa Mahkemesi (İkinci Bölüm) 20.03.2014 tarihli ve 2012/1034 Başvuru).
Temyize konu olayda, 09.05.2017 tarihli tefhimin yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim olduğundan bahsedilemez. Gerekçeli karar davacı alacaklı vekiline 14.08.2017 tarihinde tebliğ edilmiş, alacaklı vekili karara karşı 11.08.2017 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesinin kararı ışığında davacı alacaklı vekilinin süresinde istinaf talebinde bulunduğu kabul edilerek istinaf talebi hakkında esastan karar verilmesi gerekirken talebin süre aşımı nedeniyle reddi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davacı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda 2. bentte yazılı nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 18.06.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.