YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/5369
KARAR NO : 2010/13113
KARAR TARİHİ : 07.10.2010
Dava, itirazın iptali ile icra inkâr tazminatı istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve ……. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-) 29.01.1988 tarihli tahsis başvurusu üzerine 506 sayılı Kanunun yaşlılık sigortası hükümlerine göre kendisine aylık bağlanan davalıların murisi konumundaki sigortalının 21.10.1997 günü davacı Kurum müfettişince yapılan yerel denetimde dava dışı işverene ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak 01.10.1997 tarihinde çalışmaya başladığının saptanması üzerine 21 gün üzerinden resen dört aylık sigorta prim bordrosu ile aylık sigorta prim bildirgesinin düzenlenip 1999 yılının Aralık ayında tesis edilen işlemle yaşlılık aylığının 01.10.1997 tarihi itibarıyla kesildiği, Kuruma yönelik ikinci tahsis istemi sonucunda kendisine 01.03.2000 gününden itibaren yeniden yaşlılık aylığı bağlanan muris hakkında 23.10.1997 – 22.01.2000 döneminde yersiz ödendiği ileri sürülen aylıkların yasal faiziyle birlikte geri alınması için başlatılan icra takibinin, sigortalının 01.03.2005 tarihinde yaşamını yitirmesiyle yasal mirasçıları olan davalılara yöneltildiği ve süresinde yapılan ödeme emrine itiraz üzerine duran takip sonrasında işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun “Yaşlılık aylığı alanların yeniden çalışmaları” başlığını taşıyan 63’üncü maddesinde, bu Kanuna göre yaşlılık aylığı almakta iken, sigortalı olarak çalışmaya başlayanların yaşlılık aylıklarının çalışmaya başladıkları tarihte kesileceği belirtilmiştir. Diğer taraftan taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünde; miras bırakan sigortalıya yasal düzenlemelere aykırı olarak ödenen yaşlılık aylıkları dolayısıyla oluşan Kurum zararının (alacağının) tereke içerisinde yer alıp almadığı, başka bir anlatımla, sigortalının yasal mirasçıları olan davalıların, miras bırakanın sebepsiz zenginleşmesinden sorumlu tutulup tutulamayacakları konusunun irdelenmesi de gerekmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 599’uncu maddesinde, mirasçıların, miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanacakları ve miras bırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olacakları belirtilmiştir. Kural olarak, bir kimsenin ölümü ile mal varlığının bir bütün olarak mirasçılarına geçmesini ifade eden külli halefiyet gereğince, miras bırakanın kişisel özelliklerinin ağır bastığı, düşünsel ve bedeni yetenek ve özellikleri göz önünde bulundurularak yapılmış, borcun bizzat miras
bırakan tarafından yerine getirilmesi gereken kişisel edim borçları dışında, malvarlığından ifa durumunda oluan maddi edim borçları mirasçılara intikal etmektedir. Miras bırakanın borçları, ölümünden önce yaptığı hukuki işlemlerden, gerçekleştirdiği haksız eylemlerden, mal varlığında oluşan sebepsiz zenginleşmeden ve ölüm anına kadar meydana gelen bir takım olgular nedeniyle doğrudan doğruya kanundan doğabilmektedir ve mirasçıların sorumluluğu yönünden borcun kaynağı önemsizdir. Bu sorumluluk, mirasın kesin olarak kazanılması ile başlamaktadır ve borcun esası ile sınırlı olmayıp, işlemiş ve işleyecek faizlerini de kapsamaktadır. Şu durumda, taraflar arasında çekişme konusu yapılan ve miras bırakanın sebepsiz zenginleşmesinden kaynaklandığı ileri sürülen alacak tutarı, murisin mal varlığına ve terekesine dahil olup, ölümünden sonra mirasçılarına karşı ileri sürülmesine herhangi bir engel bulunmamaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.03.2008 gün ve 2008/21-235 Esas, 2008/248 Karar sayılı ilâmında da aynı yaklaşım ve görüş benimsenmiştir.
Ayrıca; 19.12.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 3’üncü maddesinin ikinci fıkrasında; müteselsilen sorumlu olanlar aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunacağı bildirilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; 01.10.1997 – 21.10.1997 tarihleri arasında 506 sayılı Kanun hükümleri kapsamında sigortalı olarak çalışan murisin anılan 21 günlük dönemle sınırlı olarak yaşlılık aylığının kesilmesi zorunluluğunun ve dolayısıyla yalnızca söz konusu süre yönünden Kurumun geri alım (istirdat) hakkının bulunduğu belirgin olduğu gibi, anılan borcun tereke içerisinde yer aldığı da açıktır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın tümden reddine karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi; haklarındaki davanın reddi sebebi ortak olan ve vekil ile temsil edilen davalılar yararına tek avukatlık ücretinin hüküm altına alınması gerekirken, mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu, yukarıda belirtilen Tarife hükümlerine aykırı olarak, anılan ücretin her bir davalı için ayrı belirlenmesi de usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 07.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.