YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4804
KARAR NO : 2020/3890
KARAR TARİHİ : 24.06.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Ve Eski Hale Getirme
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Dava dilekçesinde, davalıların, davacıya ait 2235 parsel sayılı taşınmaza el attıkları ileri sürülerek taşınmaza haksız el atmalarının önlenmesi ile taşınmazın eski hale getirilmesi istenmiştir.
Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, verilen iki haftalık sürede delil avansının yatırılmadığı, süre geçtikten sonra yatırıldığı, iki haftalık kesin süre verilirken sonuçlarının davacı vekiline ihtar edildiği, Kanun’un belirttiği sürelerin kesin olduğundan ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın reddine dair mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, mülkiyet hakkına dayalı çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve eski hale getirme isteklerine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 120. maddesi gereği davacının dava açarken, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, mahkeme veznesine yatırmak zorunda olduğu, avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması hâlinde, mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verileceği düzenlenmiştir.
Bir davanın açılmasıyla başlayan yargılama faaliyetinde karara ulaşmak bakımından mahkeme ve taraflarca yapılması gereken belirli işlemler bulunmakta olup, her işlemin belli bir zaman aralığında yapılması gerekmektedir. Usul hükümleri ile normatif bir değer kazanan bu zaman aralıklarına süre denilmektedir. Böylece usul işlemlerinin yapılması zamansal olarak tarafların ya da mahkemenin arzularına, inisiyatifine bırakılmamış olmaktadır.
Öte yandan, mülga 1086 sayılı HUMK’un 163. maddesi ile 6100 sayılı HMK’nin 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir.
Yukarıda vurgulanan ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.02.1983 gün ve E:1980/1-1284, K:1983/141; 22.11.1972 gün ve E:8/832, K:935; 13.10.2010 gün ve E:2010/17-510, K:485; 28.04.2010 gün ve E:2010/2-221, K:241; 28.03.2012 gün ve E:2012/19-55, K:2012/249; 13.03.2015 gün ve E:2013/9-1824, K:2015/1030 sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Dosya içerindeki bilgi ve belgelerden; davacı vekilinin hazır olduğu 12.05.2015 tarihli oturumda Mahkemece, “Davacı vekiline eksik olan bilirkişi ücreti keşif harcı, ve araç vasıta gideri olmak üzere 820,00 TL delil avansını tamamlaması için 2 haftalık kesin süre verilmesine, verilen kesin süre içerisinde delil avansı tamamlanmadığı taktirde HMK’nin 324. mad. uyarınca bilirkişi ve keşif deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağının ihtarına,” şeklinde ara karar kurulduğu, 18.06.2015 tarihinde keşif, bir sonraki duruşmanın da 15.09.2015 tarihinde yapılmasına dair ara karar verildiği, davacı vekilinin verilen kesin sürenin dolduğu günün ertesi gün yani 27.05.2015 tarihinde ara kararda belirtilen delil avansını mahkeme veznesine yatırdığı, dava açılırken de 758,50 TL gider avansının depo edildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; davacı tarafından yatırılması istenen avans, delil avansı niteliğindedir. Bu avansın yatırılmaması da sadece o delile dayanmaktan vazgeçme sonucunu doğurur (HMK mad. 324).
Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede; iki haftalık kesin sürede yatırılması istenilen 820,00 TL delil avansına yönelik ara kararda delil avansını oluşturan keşif harcı, bilirkişi ücreti, araç ücreti ve tebligat gibi gider gerektiren işlemleri kalem kalem açıklamadığı gibi her kalemin miktarı ayrı ayrı gösterilmemiştir. Buna göre usulüne uygun kesin süre verilmediği, kaldı ki davanın uzamasına sebebiyet vermeyecek şekilde verilen keşif günü ve duruşma öncesinde delil avansının yatırıldığı gözetilmeksizin, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
SONUÇ: Davacı vekilinin yazılı temyiz itirazlarının yukarıda gösterilen nedenlerle kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 24.06.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.