YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11265
KARAR NO : 2012/7248
KARAR TARİHİ : 03.05.2012
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 03/09/1998-07/04/1999 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı ve davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
Dava: Nitelikçe 03.09.1998-07.04.1999 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde polyester ustası olarak hizmet akdi ile çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulü ile 03.09.1998-07.04.1999 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet akdi ile çalıştığının tespitine karar verilmiş ve bu karar süresinde davacı ile davalı kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece eksik araştırma ve soruşturma ile sonuca varıldığı görülmektedir.
Bu tür hizmet tespitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icap ettiği, Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi olan bu tür davalarda, öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin, işveren, tarafından verilip verilmediği, ya da çalıştıklarının kurumca tespit edilip edilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu yasal koşul oluşmuşsa işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı, Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de çalışmasının konusu, sürekli kesintili mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre isticvap olunmalı, işyerinin kapsam kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli, mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve posta başı gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlendikten sonra ücret konusu üzerinde durulmalı tespiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıç sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunun M.288 de yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalı bu sınırlar altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarları tanıklardan sorulmalı 506 sayılı Kanunun madde. 3 B ve D de olduğu gibi ücretin sigortalı sayılmanın koşulu olan durumlarda ücret alma olgusunun var olup olmadığı özellikle saptanmalıdır. Bu davalarda işverenin kabulünün tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı göz önünde tutulmalıdır.
Söz konusu fiili ve hukuki gerçekler ve özellikle 506 sayılı kanunun m:79/10,2-9 hükümleri dikkate alınmadan, ve özellikle işverence SSK’ya verilen dönem bordrolarında kayıtlı tanıklar saptanarak, bu tanıkların bilgilerine başvurmadan, dönem bordroları yok ise komşu işyerlerinin işverenleri ile komşu işyerlerinin kayıtlara geçmiş kişileri veya benzer işi yapanların kayıtlara geçmiş kimseleri tespit edilip dinlenmeden, kendi beyanları dışında işyerinde uyuşmazlık konusu dönemde çalışmalarının bulunduğuna dair delil bulunmayan tanık anlatımlarına dayanılarak eksik araştırma ve incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
Öte yandan davacı ile davalı işveren arasında görülen işçilik alacağına ilişkin davada davacının asgari ücretin 2 katı düzeyinde bir ücretle çalıştığı kabul edilerek hüküm kurulmuş ve bu hüküm kesinleşmiştir. Kurum işçilik alacakları davasında taraf olmadığından hizmet tespiti davasında bu husus kesin delil niteliğinde değilse de güçlü bir delil niteliğinde olup aksinin kanıtlanmadığı da ortadadır. Hal böyle olunca kesinleşen işçilik alacakları davasındaki ücretin aksinin kanıtlanmadığı göz ardı edilerek davacının prime esas kazancın alt sınırı ücretle çalıştığının kabulü de hatalı olmuştur.
Yapılacak iş, davanın nitelikçe kamu düzenine ilişkin olduğu göz önünde tutularak davacı ile birlikte çalışan ve çalışmaların varlığı dava konusu dönemin tamamını kapsar biçimde tek başına ya da biri birini tamamlar biçimde işverence SSK’na verilen dönem bordrolarında kayıtlı bulunan kişiler veya aynı benzer işi yapan komşu işyerlerinin işverenleri ile bu işyerlerinin kayıtlı çalışanlarının tespiti ile bilgilerine başvurulmak, davacının kesinleşen işçilik alacakları davasındaki ücretinin aksinin kanıtlanmadığı dikkate alınarak sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.6.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün ve 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2004/21-35-64 E.ve K. 15.10.2003 gün ve 2003/21-634-572 E. K. sayılı kararları da aynı yöndedir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın hizmet tespiti davalarının kamu düzenine ilişkin olduğu göz ardı edilerek eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacı ile davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hükmün bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 03.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.