Yargıtay Kararı 17. Hukuk Dairesi 2013/5654 E. 2013/8300 K. 03.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 17. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5654
KARAR NO : 2013/8300
KARAR TARİHİ : 03.06.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, müvekkiline ait, davalıya kasko sigortalı aracın, plakası tespit edilemeyen başka bir aracın çarpması sonucu kontrolünü kaybederek uçuruma yuvarlandığını, başvuruya rağmen davalı … şirketinin ödeme yapmadığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 10.000,00 TL tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 19.12.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile tazminat taleplerini 13.000,00 TL’ye yükselttiklerini bildirmiştir
Davalı vekili, sigortalı aracın kazadan önce motor bloğundaki patlama şikayetiyle çekici vasıtasıyla yetkili servise götürüldüğü, tamir işlemi yapılmadan yine çekici ile servisten ayrıldığı, aracın servise getirildiğindeki km’si ile kazadan sonraki km’sinin aynı olduğunu, kazanın kurgu olduğunun anlaşıldığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davanın kabulüne, 13.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Mal sigortası türünden olan kasko sigorta sözleşmeleri gerek kuruluşlarında, gerek devamı sırasında ve gerekse rizikonun gerçekleşmesi aşamasındaki ihbar yükümlülükleri bakımından iyiniyet esasına dayalı sözleşme türlerindendir.
Kasko Sigortası Genel Şartlarının A/1 maddesine göre, gerek hareket gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile üçüncü kişilerin kötüniyet ve muziplikle yaptıkları hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, TTK 1282. maddesi uyarınca, sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Yasa’nın 1281. maddesi hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5. maddesinde sayılan “teminat dışında kalan zararlardan” olması gerekmektedir.
Keza, Kasko Sigortası Genel Şartları B.1.5. maddesine göre, sigortalı, sigortacının isteği üzerine rizikonun gerçekleşmesi nedenlerini ayrıntılı şekilde belirlemeye, zarar miktarı ile delilleri saptamaya ve rücu hakkının kullanılmasına yararlı bilgi ve belgelerin gecikmeksizin sigortacıya vermekle yükümlüdür.
Görüldüğü gibi, ihbar yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemesinin müeyyidesi genel şartlarda düzenlenmediği gibi, bu husus rizikonun teminat dışında kaldığı haller arasında da sayılmamıştır. Bu halde, konunun TTK’nin 1290 ve 1292/son madde hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Buna göre, sigorta ettiren kimse kasten ihbarda bulunmamış ise, sigorta haklarını zayi edeceği, kusurunun bulunması halinde ağırlığına göre sigortacının ödemekle yükümlü olduğunun kabulü gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sigortalı rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde, sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki, teminat içinde kalmış gibi ihbar edildiği sigortacı
tarafından somut delillerle kanıtlanılırsa, ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer.
Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında, sigortalı aracın 07.02.2011 tarihinde yetkili servise çalışmaz halde çekici ile getirildiği, aracın km’sinin 7.386 olarak kaydedildiği, serviste yapılan incelemede aracın motor bloğunun patladığının tespit edildiği, tamiri için belirlenen 11.870,16 TL tutarı davacının yüksek bulması nedeniyle tamir ettirmediği, aracın yine çekici ile servisten götürüldüğü anlaşılmıştır. Davaya konu kaza ise 28.03.2011 tarihinde meydana gelmiştir. Davacının iddiasına göre kaza, plakası tespit edilemeyen bir aracın, kendisine ait araca arkadan çarpması sonucu direksiyon hakimiyetinin kaybedilmesi ile yoldan çıkılması sonucu meydana gelmiştir. Kaza sonrası, ekspertiz tarafından tanzim edilen raporda, aracın km’sinin halen 7.386 olduğunun tespit edildiği belirtilerek aracın üzerindeki km sayacının fotoğrafları çekilmiştir. Aracın servise getirildiği tarih ile ihbar edilen kaza tarihi arasında 51 günlük süre bulunmasına rağmen aracın aynı km’de bulunması mümkün olmayıp davacı tarafça da bu durum izah edilememiştir. Bu durumda mahkemece, davacı sigortalının doğru ihbar yükümlülüğünü kasten yerine getirmediği anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 3.6.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.