YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/20435
KARAR NO : 2020/1888
KARAR TARİHİ : 27.02.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katkı Payı Alacağı
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı … vekili, evlilik birliği içinde davalı eş adına edinilen üç adet taşınmaz nedeniyle 75.000,00 TL alacağın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, 08.03.2016 tarihli dilekçesi ile talep miktarını toplam 87.055,00 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüyle 87.055,00 TL alacağın davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 Sayılı HMK mad.33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, katkı payı alacağı isteğine ilişkindir.
1. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelemesine gelince;
01.01.2002 tarihinden önce 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM mad.170). TKM’de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri mal varlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı Kanun’un 5.maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak “katkı payı alacağı” hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK mad. 544, TBK mad. 646).
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM mad.186/1). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM mad.189). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği mal varlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vb.) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay’ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 Sayılı TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm(rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacağı miktarları hesaplanmalıdır.
Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır.
Somut olaya gelince; eşler, 25.12.1964 tarihinde evlenmiş, 2000 yılında açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK mad.225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 Sayılı TMK’nin yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM mad.170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 Sayılı Yasa mad.10, TMK mad.202/1). Tasfiyeye konu 3703 ada 7 parsel sayılı arsa ile 3703 ada 8 parsel sayılı arsa eşler arasında mal ayrılığının rejiminin geçerli olduğu 11.11.1991 tarihinde; 52 ada 26 parsel sayılı 7 nolu bağımsız bölüm de eşler arasında mal ayrılığının rejiminin geçerli olduğu 15.11.1991 tarihinde davalı eş adına tescil edilmiştir. Davacı kadın, çalışarak kazadıklarını vermek suretiyle katkıda bulunulduğunu iddia etmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (4721 S.lı TMK mad.179).
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; davacının tasfiyeye konu taşınmazların edinilmesine çalışarak katkısı olduğunu iddia ettiği, davalının taşınmazları miras kalan taşınmazların satışından elde edilen para ile satın aldığını savunduğu, Mahkemece, miras kaldığı iddia edilen 915 parsel sayılı taşınmazın 1976 yılından beri köy tüzel kişiliğine ait olduğu ve 235 ve 649 parsel sayılı taşınmazların da, tasfiyeye konu taşınmazların edinilmesinden sonra satıldığı gerekçesi ile kişisel mal savunmasına itibare edilmeyerek davacı kadının çalışarak katkısı olduğu kabul edilerek katkı payı alacağına karar verildiği anlaşılmaktadır. Öncelikle davalının savunmasında belirttiği miras kalan taşınmaz 915 parsel sayılı taşınmaz değil, 815 parsel sayılı taşınmaz olup, dosya kapsamına alınan tapu kaydı yanlış parsele ilişkindir, UYAP sisteminden yapılan incelemeye göre, 815 parsel sayılı taşınmazda davalının 1/6 hissesi olduğu, hissesini de 22.11.2017 tarihinde sattığı anlaşılmaktadır. O halde, tasfiyeye konu malların edinme tarihi ile 815 parsel sayılı taşınmazda bulunan hissenin satış tarihi arasındaki zaman aralığı göz önüne bulundurulduğunda, tasfiyeye konu taşınmazların edinilmesinde kullanıldığından söz edilemez. Ancak, dava dışı 235 ve 649 parsel sayılı taşınmazların davalı eşe miras olarak 2/6 hissenin 01.02.1991 tarihinde intikal ettiği, 03.12.1991 tarihinde taşınmazlardaki hisselerini kardeşine devrettiği, tasfiyeye konu 3703 ada 7 parsel sayılı arsa ile 3703 ada 8 parsel sayılı arsa taşınmazların 11.11.1991 ve 52 ada 26 parsel sayılı 7 nolu bağımsız bölümün ise 15.11.1991 tarihinde satın alındığı görülmekle, her nekadar Mahkemece yazılı gerekçe ile kişisel mal savunmasına itibar edilmemiş ise de; dava dışı 235 ve 649 parsel sayılı taşınmazların devir tarihi ile tasfiyeye konu taşınmazların edinme tarihinin yakınlığı, dava dışı taşınmazları devralan kişinin yakın akraba olması nedeniyle devir parasının önceden alınabileceği yakın tarihte toplu olarak üç tane taşınmaz satın alınması karşısında, dava dışı devredilen taşınmazların satışından elde edilen paraların başkaca bir yere harcandığı da iddia ve ispat edilemediğine göre, dava dışı 235 ve 649 parsel sayılı taşınmazların tasfiyeye konu taşınmazların edinilmesinde kullanıldığının kabulü gerekir. O halde, Mahkemece, dava dışı taşınmazların satışından elde edilen paranın tasfiyeye konu taşınmazların bedelinin tamamını karşılayıp karşılamadığı tespit edilerek, tamamına yetmemesi halinde kalan kısım için katkı payı alacağına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazları yukarıda 2. bentte gösterilen sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine, HUMK’un 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 27.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.