Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2020/850 E. 2020/3872 K. 23.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/850
KARAR NO : 2020/3872
KARAR TARİHİ : 23.06.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı vekili; dava konusu 769 ada 9 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında davalıların murisi … adına tespit edildiğini, … mirasçılarından … ile vekil edeni arasında, 4/6 hissenin satışı konusunda 30.04.1976 tarihli sözleşme imzalandığını, daha sonra DSİ tarafından yapılan kamulaştırma işlemi neticesinde taşınmazın 769 ada 75 parsel numarasını aldığını, kayıt maliki Seyfi oğlu …’nin 1944 yılında öldüğünü, davanın açıldığı 15.03.2010 tarihine kadar kazanmayı sağlayan 20 yıllık sürenin dolduğunu ve bu nedenle tapu kütüğünün hukuki değerini yitirdiğini, şimdilik mirasçılardan Mustafa payı hariç 3/6 pay bakımından tapu iptali ve tescil davası açtıklarını belirterek, bu paylar açısından tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı … davayı kabul etmiş, davalı …, satış sözleşmesinde ismi geçen annesi Fatma Bayri’nin 1947 yılında öldüğünü, kendisi dışında başka mirasçının olmadığını ve yapılan satışın geçersiz olduğunu savunmuş, davalı …’nin yargılama sırasında ölmesi üzerine, davaya katılması sağlanan mirasçılarından … vekili davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın reddine dair verilen kararın, Daire’nin 30.6.2014 tarihli ve 2013/9033 Esas, 2014/13858 Karar sayılı ilamı ile bozulması üzerine, Mahkemece bozmaya uyulmak suretiyle yeniden yapılan yargılama sonucunda, davacı … Bektaş’ın zilyetliğinin 1976 tarihinde başlamadığı, 1984 tarihinde taşınmaza el atıldığı tarih ve devamındaki süreçte herhangi bir talebinin ve başvurusunun bulunmadığı, davalı …’nin beyanlarındaki tutarsızlıklar, davacının ispata elverişli başkaca bir delil sunamamış oluşu, 20 yıllık davasız ve fasılasız zilyetliğin ispatının davacı tarafça yapılması gerektiği fakat 1976 tarihli olduğu iddia olunan senet ile zilyetliğin başlamış olduğuna mahkemece itibar edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava, TMK’nin 713/1. fıkrasındaki kazanmayı sağlayan zilyetlik ve 2. fıkrasında yer alan, “…maliki 20 yıl önce ölmüş…” hukuki sebeplerine dayalı olarak açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Mahkemece her ne kadar bozma ilamına uyulmuş ise de bozma gerekleri yerine getirilmemiştir.
Hükmüne uyulan bozma ilamında; öncelikle kayıt maliki Seyfi oğlu …’nin hasımlı veraset belgesinin (hasım Hazine olacak) alınması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması, veraset belgesi alındığında dava dışı kalan mirasçılara davanın yöneltilmesi, böylece taraf teşkilinin sağlanması ve ondan sonra davanın yürütülerek TMK’nin 713/1 ve 2. maddeleri uyarınca gerekli koşulların davacı yararına oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bozma sonrası dosyaya ibraz edilen Bingöl Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/247 Esas, 2016/344 Karar sayılı veraset ilamı Hazine hasım gösterilmek suretiyle alınmadığı gibi, taraf tanıklarının beyanları da davayı aydınlatmaya yeterli şekilde tespit edilmemiştir.
Hal böyle olunca Mahkemece yapılması gereken iş; öncelikle kayıt maliki Seyfi oğlu …’nin hasımlı veraset belgesinin alınması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması, veraset belgesi alındığında dava dışı kalan mirasçı var ise onlara da davanın yöneltilmesi, böylece taraf teşkilinin sağlanması, akabinde yeniden yapılacak keşifte taraf tanıklarının HMK’nin 243, 244 ve 259. maddeleri gereğince davetiye ile keşif yerine çağrılmaları, uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeni ile adı geçenlerin keşif yerinde dinlenmeleri, davacı tarafın zilyetliğin başlangıç ve koşullarının, taşınmazın hangi alanında zilyetliğinin bulunduğunun, davacı tarafın davaya konu ettiği alanda davalıların zilyetliğinin olup olmadığının tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulması beyanlar arasında çelişki bulunduğu takdirde HMK’nin 261. maddesi uyarınca aykırılığın giderilmesi, teknik bilirkişiden rapor ve kroki alınması, ondan sonra toplanmış ve toplanacak deliller ile iddia ve savunma çerçevesinde TMK’nin 713/1 ve 2.fıkralarındaki koşulların davacı yararına oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesidir.
Mahkemece bu hususlar gözardı edilerek, bozma gerekleri yerine getirilmeden, eksik araştırma ve inceleme sonucunda yazılı ve yerinde olmayan gerekçeler ile hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazları yukarıda açıklanan nedenle yerinde olduğundan kabulüyle, usul ve yasaya uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 23.6.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.