YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/12831
KARAR NO : 2020/1574
KARAR TARİHİ : 19.02.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Ve Muhdesat Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün asıl dava davacı vekili ile birleşen dosya davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Asıl davada davacı … vekili dava dilekçesinde, dava konusu 172 ada 4 parsel sayılı, arsa niteliğindeki taşınmazın 1980’li yıllarda müvekkili tarafından satın alındığını ve üzerinde bulunan 4 katlı binanın yapıldığını, daha sonra taşınmazın inançlı temlik ile dava dışı …’a devredildiğini, bu kişinin de taşınmazı davalı …’a sattığını, davalının müvekkilinin bina üzerindeki mülkiyet hakkını kabul etmediğini öne sürerek dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan binanın mülkiyetinin müvekkile ait olduğunun tespiti ile bu durumun tapu sicilinin beyanlar hanesine işlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı-birleşen dosya davacısı … vekili cevap dilekçesi ve birleşen dosya dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazı üzerindeki bina ile birlikte bedelini ödeyerek satın aldığını, asıl dosya davacısı …’nin kızı olan davalı …’nin taşınmazın sahibi olduğunu beyan ederek kendi oturduğu daireyi boşaltmadığı gibi aynı bina üzerindeki diğer katları da kiraya verdiğini öne sürerek, asıl davanın reddi ile davalı …’nin müdahalesinin önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Birleşen dosya davalısı … cevap dilekçesinde, taşınmaz üzerinde bulunan binanın mülkiyetinin ihtilaflı olduğunu, davacı …’un bina üzerinde mülkiyet hakkının bulunmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın 15.12.2014 tarihinde … tarafından satın alındığı, tapuda yapılan işlemlerin muhdesatı da kapsar şekilde gerçekleştirildiğini, asıl dava yönünden; arz üzerindeki muhdesatın, tapudaki devir işlemine tabi olmadığı hususunun açık ve geçerli delillerle ispatlanamadığı, birleşen dava yönünden ise; davalı …’nin ayni veya şahsi hakka dayalı olmaksının taşınmaz üzerindeki binayı oturmak ve kiraya vermek sureti ile kullandığı, bu şekilde mülkiyet hakkına haksız şekilde müdahalede bulunduğu gerekçesi ile asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulü ile davalının dava konusu taşınmaza ilişkin müdahalesinin önlenmesine karar verilmiş, hüküm asıl davada davacı … vekili ile birleşen davada davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Asıl dava muhdesat tespiti, birleşen dava ise çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi talebine ilişkindir.
1.Davacı … vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesirde,
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 Sayılı TMK mad.684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad.718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK mad.722, 724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 Sayılı HMK mad.106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad.114/1-h ve 115)
Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelince, dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre, dava konusu 172 ada 4 parsel sayılı taşınmazın tek malikinin davalı … olduğu, dolayısıyla davacının taşınmazda paydaş olmadığı, bunun yanısıra taşınmaz hakkında açılmış derdest ortaklığın giderilmesi davasının veya kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunmadığı, böylelikle davacı yönünden mevcut ve güncel hukuki yararın da bulunmadığı anlaşılmaktadır.
O halde Mahkemece, az yukarıda muhdesat tespiti davalarına yönelik mülkiyet ve hukuki yarar konusundaki açıklama çerçevesinde davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığından, 6100 sayılı HMK’nin 114/ h ve 115/2 maddeleri uyarınca, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın esastan reddine karar verilmesi doğru olmamış,hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2.Davalı … vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde,
Mahkemece, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir.
Şöyle ki, TMK’nin 683 maddesinde ”Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” şeklinde düzenlenmiştir.
Öte yandan, elatma haksız eylem olup, elatmanın önlenmesi davaları da haksız eylemi gerçekleştiren kişi ya da kişiler aleyhine açılabilir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelince, her ne kadar dava konusu 172 ada 4 parsel sayılı taşınmaz tapuya arsa niteliği ile tescil edilmiş ise de, tarafların kabulü ve dosya içerisindeki bilirkişi raporları uyarınca üzerinde dört katlı bina bulunduğu, davalının söz konusu binanın bir dairesinde oturmak, diğer dairelerini ise kiraya vermek sureti ile tasarrufta bulunduğu iddia edilerek müdahalesinin önlenmesinin talep edildiği,dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre, bina üzerindeki bir dairede davalının oturmak sureti ile tasarrufta bulunduğunun çekişmesiz olduğu, binanın diğer bölümlerine ilişkin olarak ise; aynı zamanda davalı …’ün babası olan asıl dosya davacısı …’nin asıl dava dilekçesinde taşınmazda kiracılarının oturduğunu ,muhdesat tespitine ilişkin asıl davada tanık olarak dinlenen davalı …’ün dava konusu binada kendisinin ve ağabeyinin oturduğunu, ayrıca kiracıların da bulunduğunu,ek temyiz dilekçesinde ise binada beş kardeş olarak oturdukları için kira bedeli almadığını beyan ettiği, davalının abisi olan dava dışı …’nin, 23.03.2015 tarihinde Elektrik İdaresine abonelik iadesi için yazdığı yazı ekindeki adres bilgileri raporuna göre iki numaralı dairede dava dışı … ve davalının, üç numaralı dairede ise … ile dava dışı iki kardeşinin oturduğunun yazılı olduğu, asıl davada davacı tanıklarından bir tanesinin bina içerisinde …’in çocuklarının oturduğu, taşınmazın davacıya satışına aracılık eden emlakçının ise içinde kiracıların oturduğu ve kendilerine kapıyı açmadıkları şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır.
Hâl böyle olunca Mahkemece; yukarıda belirtilen ilkeler ve olgular doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması, özellikle; taşınmaz üzerinde yer alan binanın hangi bölümünde kimin ne surette tasarrufta bulunduğunun açıklığa kavuşturulması,bu konuda tarafların gösterdikleri ve gösterecekleri delillerin eksiksiz toplanması, tanıkların bu hususta etraflıca beyanlarının alınması, toplanacak deliller, toplanan delillerle birlikte değerlendirilerek varılacak sonuç çerçevesinde taşınmazı kira ilişkisine dayalı olarak kullanan kişilerin varlığı halinde davanın bu kişilere de yöneltilip bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl davada davacı … vekili, birleşen davada davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine 19.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.