Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/5131 E. 2020/5332 K. 23.09.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5131
KARAR NO : 2020/5332
KARAR TARİHİ : 23.09.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Kal

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı vekili; davalıların öncesi itibariyle 1289 parsel nolu taşınmazın üzerinde tuvalet olarak kullanılmak üzere bir yapı yaptıklarını, aradan geçen zamanla bu taşınmazı ziraat aletleri deposu ve odunluk olarak kullandıklarını, mevcut kullanım durumunun müvekkilinin zararına sebebiyet vermesi nedeniyle davalıların müvekkilinin zilyetliğindeki taşınmaza yapmış oldukları müdahalenin menine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili beyanında; davalı taraf ile davaya konu … ilçesi …. mahallesi 1289 nolu parsel sayılı taşınmazın üzerindeki yapının (tuvalet)”in davalılar tarafından yıkılması hususunda anlaştıklarını, kendilerinin davalılar ile sulh olduklarını ifade etmiştir.
Davalılar vekili duruşmadaki beyanında; kendilerinin dosyada masraf taleplerinin olmadığını, bundan sonra da dava konusu 1289 parsel numaralı taşınmazın üzerindeki yapının (tuvaletin) bulunduğu alana taraflardan hiç birinin müdahale etmeyeceğini, bu şekilde davacı ile sulh olduklarını ifade etmiştir.
Mahkemece, 04.06.2015 tarihli 2 nolu celsede HMK’nin 320/2. maddesi uyarınca ön inceleme duruşması sonunda tarafların sulh oldukları anlaşıldığından, davanın sulh ile neticelendirilerek sulhun onaylanmasına, gerekçeli kararın hüküm fıkrasında ise davanın kabulüne karar verilmiş olup; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; el atmanın önlenmesi ve kal istemine ilişkindir.
10.04.1992 tarihli ve 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasını öngörmektedir. Kısa kararda hükmedilmeyen bir yükümlülüğün gerekçeli kararda hüküm altına alınmış olmasının çelişki teşkil etmediğini söylemek mümkün değildir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İBK’nin bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı Öyle ki İBK ile bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde başka bir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.
Açıklanan bu sebeple; hüküm, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294/3. maddesine aykırılık teşkil ettiğinden 10.04.1992 tarihli ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı uyarınca, kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişkinin giderilmek ve önceki hüküm ile bağlı kalınmaksızın yeni bir hüküm kurulmak üzere kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 23.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.