YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/17108
KARAR NO : 2020/5416
KARAR TARİHİ : 24.09.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili dava dilekçesinde, dava konusu 134 ada 11 parsel sayılı taşınmazın davalıların murisi … adına kayıtlı iken mirasçıları tarafından 1983 yılında davacı vekil edenine haricen satıldığını, müvekkilinin satış bedelini nakden ve tamamen ödeyerek taşınmazın zilyetliğini devraldığını, vekil edeninin 1983 yılından beri nizasız ve fasılasız olarak zilyet ederek taşınmazı bahçe ve depo olarak kullandığını, tapuda malik olarak görünen …’ın satıştan sonra ve 21.11.1983 tarihinde vefat etmiş olup vefat tarihinin üzerinden 20 yılı aşkın zaman geçmiş olmasından dolayı tapu kaydının hukuki değerini yitirmiş olduğunu açıklayarak dava konusu 134 ada 11 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile taşınmazın vekil edeni adına tescilini, bu mümkün olmadığı takdirde taşınmazın dava tarihi itibariyle tespit edilecek bedelinin fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 10.000,00 TL olarak dava tarihinden itibaren işleyecek faiziylae birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davaya yasal süresi geçtikten sonra cevap veren davalılardan …, ……., …, … ve … vekili, dava konusu taşınmazın vekil edenlerinin murisi olan …’ın mirasçıları tarafından kullanılmakta olduğunu, davacının taşınmazda zilyet olmadığını, davacının taşınmazın haricen satın alındığına dair herhangi bir yazılı belgeyi delil olarak dosyaya sunmadığını, tapulu taşınmazların devrini amaçlayan sözleşmelerin ancak resmi şekilde yapıldıkları taktirde geçerli olarak hüküm ve sonuç doğurabileceklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davacı vekili, yukarıda anılan bir kısım davalılar vekilinin cevaba cevap dilekçesinde, cevap dilekçesinin yasal süresinde olmadığını, savunmanın haksız olduğunu açıklayarak dava dilekçesinde davanın kabulü konusundaki talebini yinelemiştir.
Yargılama sırasında davalılardan …’in ölümü nedeniyle mirasçılık belgesine göre mirasçıları olan Remziye İp, Merve İrge İp ve … dahili davalı olarak davaya dahil edilmiştir.
Mahkemece, “…Davacının tescil talebi değerlendirildiğinde; haricen satışın yapıldığı tarihte dava konusu taşınmaz tapuda kayıtlı bulunmaktadır. Tapulu taşınmazın haricen satış ve devri geçersizdir. Taraflar arasında taşınmaz mülkiyetini nakil borcunu doğuran bir sözleşmenin resmi şekilde yapılmamış olması halinde TBK.nin 11/2 maddesi hükmü uyarınca bu sözleşme batıldır. Böyle bir sözleşmeye dayanarak alıcının, satıcı kayıt maliki ya da üçüncü kişilere karşı açtığı iptal ve tescil davasının dinlenme olanağı yoktur. Tapulu taşınmazın haricen satılması durumunda, taraflar ancak geçersiz satış sözleşmesi nedeniyle verdiklerini geri isteyebilirler.
Bedel tazmini talebi incelendiğinde ise, 1086 sayılı HUMK’un 288 ve 6100 Sayılı HMK’nin 200 ve müteakip maddelerine göre; bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacı ile yapılan hukuki işlemlerin yapıldıkları zaman miktar veya değerleri 2.500 TL’yi geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu hususta tapuda alım-satıma dair bedel alındığına dair resmi akit bulunmadığı gibi davacı taraf yazılı belge ibraz edemememiştir. Davacı tanıkları her ne kadar dava konusu yerin davacı tarafça satın alındığını belirtmiş iseler de yukarıdaki kanun maddeleri gereğince miktar yönünden açıklandığı nitelikte yazılı belge sunulamamıştır.
Toplanan tüm deliller ve dosya kapsamına göre; her ne kadar davacı, dava konusu yerin tesciline, olmadığı takdir de bedelin tazminine yönelik dava açmış ise de, izah edilen gerekçelere göre ispat edilemeyen davanın reddine dair karar verilmek gerektiği..” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm davacı vekil tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, terditli talepleri içeren ve TMK’nin 713/2. maddesindeki kayıt malikinin ölümü ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği hukuki nedenine dayanan tapu iptali ve tescil, bu talebin kabulünün mümkün olmaması halinde haricen satışa konu taşınmazın satış bedelinin faiziyle birlikte davalılardan tahsili istemine dayalıdır.
Dosya kapsamındaki tapu kayıtları, nüfus kayıtları ve mirasçılık belgesinden, dava konusu 134 ada 11 parsel sayılı taşınmazın öncesinde 119 parsel sayılı taşınmaz olup tapulama ile tam mülkiyetinin 19.02.1980 tarihinde … adına kaydının yapıldığı, taşınmazın 22.02.2013 tarihinde 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/A maddesi uygulaması sonucu 134 ada 11 parsel numaralarını alarak yine aynı malik adına tarla vasfı ile ve 512,90 m2 yüzölçümlü olarak kaydının yapıldığı, Taşınmazın kayden maliki olan …’ın 21.11.1983 tarihinde vefat ettiği, mirasçılarının tamamının davada davalı olarak yer aldığı, güncel tapu kaydına göre ise dava konusu taşınmazın Birden fazla ölüm halinde intikal suretiyle muris …’ın mirasçıları adına dava tarihi olan 20.11.2013 tarihinden sonra ve 27.11.2013 tarihinde kayıtların yapıldığı anlaşılmaktadır.
Somut olaya gelince, her ne kadar dava konusu 134 ada 11 parsel sayılı taşınmazın davacının haricen satın aldığını iddia ettiği tarih olan 1983 yılında tapulu taşınmaz olduğu ve tapulu taşınmazların haricen satışının TMK’nin 706. maddesi, TBK’nin 237. maddesi, Tapu Kanunu’nun 26. maddesi ve Noterlik Kanunu’nun 60. ve 89. maddeleri gereğince geçerli olmadığı ilke olarak doğru olsa da davacının davadaki iddia ve talebi taşınmazın haricen satın alınmasına dayanan tapu iptali ve tescil değil, TMK’nin 713/2. maddesinde düzenlenmiş olan tapudaki kayıt malikinin ölü olması ve kazanmayı sağlayan zamanaşımı nedeniyle tapunun hukuki değerini yitirdiği iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil istemlidir.
Diğer yandan dava konusu 134 ada 11 parsel sayılı taşınmazda davalıların murisi olan … adına tam hisse mülkiyet kaydının 19.02.1980 tarihinde oluştuğu, davacının taşınmazı 1983 yılında muristen haricen satın alarak satın aldığı tarihten itibaren de 20 yılı aşkın süre boyunca taşınmaza nizasız ve fasılasız olarak zilyet ederek kullandığı iddisına dayanarak tapu iptali ve tescil talebinde bulunduğu, anılan taşınmazın tapuda 27.11.2013 tarihine kadar anılan murisin mirasçıları adına intikal görmediği anlaşılmaktadır.
Bu nedenle iddia ve savunma çerçevesinde toplanan delillerle birlikte dava konusu taşınmaz başında alanında uzman bilirkilerle birlikte, davacı tanıkları ve mahalli bilirkişiler dinlenmeli davacının varsa ne kadar süredir dava konusu taşınmazda veya bir kısmında zilyet olduğu araştırılmalı, taşınmazın davacı tanıklarının ve mahalli bilirkişilerin beyanlarına göre davacının zeminde varsa zilyet olarak kullandığı belirtilen kısım teknik bilirkişilere gösterilerek teknik raporunda ve krokisinde işaretli olarak gösterilmesi sağlanmalı ve bu suretle iddia ve savunma çerçevesinde toplanan delillere, dinlenen davacı tanıkları ile mahalli bilirkişi beyanlarına ve keşfen alınan raporlara göre ulaşılan sonuca göre karar verilmelidir.
Durum böyle iken mahkemece davanın, davacının talebine uygun düşmeyen biçimde nitelendirilmesi ve TMK’nin 713/2. maddesinde varlığı aranan zilyetlik olgusunun araştırılması bakımından taşınmazın bulunduğu mahalde keşif yapılmadan, davacı tanıkları ile mahalli bilirkişilerin keşif mahallinde dinlenmeden, davacı tanıklarının duruşmada dinlenmesi ile yetinilerek eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 24.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.