Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/11903 E. 2010/13227 K. 01.12.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11903
KARAR NO : 2010/13227
KARAR TARİHİ : 01.12.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 09.11.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 30.03.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, 04.09.1973 tarihli satış vaadi sözleşmesiyle davalılardan …’ın, 18.09.1973 tarihli satış vaadi sözleşmesiyle de davalı …’nin 339 parsel sayılı taşınmazdaki paylarının murisleri İsmail’e satışını vaat ettiklerini, ancak …’ın 25.03.1998 tarihinde satışı vaat olunan payı torunu …’ya, …’nin ise payını 22.08.1996 tarihinde damadı olan …’a tapuda sattıklarını, satışın muvazaalı olduğunu, bunlar adına kayıtlı olan payların iptali ile miras paylarına göre adlarına tescilini talep etmiştir.
Davalılardan …, satış vaadi sözleşmesinin hile ile düzenlendiğini, davalı … ise gerçek bir satış olmadığını, diğer davalı kayıt malikleri ise iyiniyetli tapu maliki bulunduklarını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacılar temyiz etmiştir.
Gerçekten hukukumuzda, kişilerin satın aldığı şeylerin ileride kendilerinden geri alınabileceği kuşkusu taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle satın alan kişinin iyiniyetinin korunması ilkesi benimsenmiştir. Bir tanımlama yapmak gerekirse iyiniyetten maksat “hakkın doğumuna engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir”. Belirtilen bu ilke TMK m.1023’de aynen “tapu kütüğündeki sicile iyiniyete dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki m.1024’de “bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde vurgulanmıştır. Görülüyor ki eldeki uyuşmazlığın çözümünde, kayda sonradan tapu ile malik olan kişilerin iyiniyetli veya kötüniyetli olup olmadıklarının saptanması önem kazanmaktadır. Satış vaadi sözleşmesinin 2644 sayılı Tapu Kanununun 26/5.maddesinden yararlanılarak tapuya şerh edilmesi ancak şerh konan kişinin sözleşmeyle edindiği kişisel hakkını güçlendirir ve bu şerhle kazanılan hak, sonraki maliklere karşı da ileri sürülebilir hale gelir. O yüzden, sözleşmenin şerh edilmiş olması, sözleşmenin vaat alacaklısı lehinedir ve sonraki maliklerin karine olarak kötüniyetli olduklarının kabulünü gerektirir. Fakat belirtilmelidir ki, sözleşme şerh edilmiş veya edilmemiş olsun sonradan malik olan kişilerin iyi veya kötü niyetli olup olmadıkları her zaman araştırma konusu yapılabilir.
Somut olaya gelince; kayda sonradan malik olan davalılardan … önceki malik …’ın torunu, diğer malik … ise önceki malik …’nin damadıdır. Kısaca bu kişiler, vaka ve karinelerden dolayı kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacak durumda olan kişilerdir. 14.02.1951 tarih ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Karar gerekçesinde açıklandığı üzere, somut olayda olduğu gibi halin icaplarına göre, kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacak durumda olan kişilerin kötüniyetinin diğer tarafça ayrıca ispat ettirilmesine gerek yoktur. İyi veya kötü niyetin varlığı, mahkemece resen nazara alınacak hususlardan olduğundan, davanın kabulü yerine kayıt maliklerinin iyiniyetli olduklarından bahisle reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 01.12.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.