YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/6394
KARAR NO : 2020/5473
KARAR TARİHİ : 28.09.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Harici Satışa Dayalı Tapu İptali ve Tescil Olmazsa Alacak
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, vekil edeninin 04.03.1993 tarihinde 91 parsel sayılı 377 m2’lik arsayı 5.000,00 TL’ye harici gayrimenkul satış ve zilyetliğin devri sözleşmesi ile satın aldığını ve bedelini nakden ödediğini, satın aldığı tarihten itibaren de nizasız ve fasılasız olarak kullandığını belirterek, bahsi geçen taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescilini, bu talepleri kabul görmez ise denkleştirici adalet ilkesine göre belirlenecek bedel yönünden fazlaya dair haklarını saklı tutarak 7.250,00 TL’nin tahsilini talep etmiş, ıslah ile taleplerini 42.423,76 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı taraf cevap dilekçesi vermemiş, yargılamada davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile 42.423,76 TL’nin 7.250,00 TL’sinin 15.03.2010 dava tarihinden itibaren kalan kısmının 22.06.2015 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş olup; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, harici satışa dayalı tapu iptali tescil, olmazsa denkleştirici adalet ilkesi gereği bedel tahsiline yönelik alacak istemine ilişkindir.
Tapulu taşınmazların satışı TMK’nin 706. maddesi, 6098 sayılı TBK’nin 237. maddesi ve Tapu Kanunu’nun 26 ve Noterlik Kanunu’nun 60. ve 89. maddeleri gereğince resmi şekilde yapılmadıkça hukuken geçerli bir sonuç doğurmayacak ve satın alana herhangi bir mülkiyet hakkı vermeyecektir.
10.07.1940 tarihli ve 2/77 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararına göre harici satışın hüküm ifade etmemesi durumunda taraflar verdiklerini geri alabilirler. Bilindiği üzere, geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi, denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri vermek zorunda olduğunu ve eski hale getirmede mal varlığında artış olan tarafın yükümlülüğünün bulunduğunu ifade eder. Ülkemizde yaşanan ve uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyreden enflasyon nedeni ile belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Hukuken geçersiz sözleşmeler tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı göz ardı edilmemelidir. Davacının, harici satış nedeniyle davalı yana ödediği belirlenen satış bedelinin dava tarihine kadar altın, döviz fiyatları, tefe-tüfe endeksleri, memur maaş katsayısı, işçi ücretlerindeki artışlar ve benzeri ekonomik etkenler uyarınca uyarlaması yapılarak ulaşacağı değerin (miktarın) belirlenmesi gerekir.
Somut olayda, Mahkemece hükme esas alınan raporun hüküm kurmaya elverişli olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur. Şöyle ki; az yukarıda belirtildiği üzere enflasyon, altın, banka faizi, döviz, asgari ücret ve memur maaş kat sayısı esas alınması ve ödenen bedelin bu kıstaslara göre güncellenmesi gerekirken, sadece döviz, enflasyon, altın fiyatları esas alınarak uyarlama değeri hesaplanması doğru olmadığı gibi, 2005 yılında paradan 6 sıfır atılması yoluyla paranın güncellendiği hususu nazara alınmaksızın eski TL üzerinden hesap yapılarak güncel TL sonucuna göre oluşturulan raporun hükme esas alınması doğru olmamıştır.
Öte yandan; davacı dava dilekçesinde taşınmaz için 5.000,00 TL ödediğini iddia etmiş, davalı ise 35.000 TL aldığı hususunda yemin eda etmiştir. Mahkemece alınan 06.09.2010 tarihli bilirkişi raporunda belirtildiği gibi taşınmazın satıldığı 1993 yılında asgari ücretin 1.449.000 (bir milyon 449 bin) TL olduğu dönemde taşınmaz için alınan bedelin 35.000.000.000,00 (35 milyar) olamayacağı gibi davalı tarafından yeminde belirtilen 35.000 TL de olamayacağı, davalının yeminindeki 35.000 TL’nin maddi yanılgıya dayalı olduğu ve ödenen bedelin 35.000.000 (35 milyon) olduğunun kabulü gerekir.
O halde Mahkemece; 1993 yılında ödenen bedel (35.000.000) 35 ETL(eski TL) milyon kabul edilerek, yukarıda belirtilen 6 kıstas uygulanarak dava tarihinde ulaştığı güncel değerin saptanması ve hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, Daire uygulamalarına aykırı ve hatalı bilirkişi raporu esas alınarak sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda yazılı nedenlerle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 28.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.