YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/12731
KARAR NO : 2012/7703
KARAR TARİHİ : 09.05.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01/07/1985-31/08/1995 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının 01.07.1985-31.08.1995 tarihleri arasında kesintisiz olarak davalıya ait işyerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, istemin kısmen kabulü ile, davacının 01.07.1985-01.07.1994 tarihleri arasındaki hizmet tespiti isteminin reddine, 01.07.1994-31.8.1995 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde kesintisiz ve sürekli olarak çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesi bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtayın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalıdır.Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilmeyen sigortalılar, çalışmalarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse bu çalışmaların Kurumca dikkate alınacağı belirtilmiştir. Bu koşul oluşmuşsa işyerinin gerçekten var olup olmadığı, kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli, daha sonra çalışma olgusunun varlığı özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olusu her türlü delille ispat kazanabilirse de çalışmanın konusu, niteliği, başlangıç ve bitiş tarihleri hususlarında tanık sözleri değerlendirilmeli, dinlenen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde işyerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlara geçmiş bordro tanıkları yada komşu işverenlerin bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlardan seçilmesine özen gösterilmelidir. Bu tanıkların ifadeleri ile çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555- 3.11.2004 gün 2004/21- 480-579 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Somut olayda, davacının davalının da ortağı olduğu 39812 nolu işyerinden verilen 01.07.1985 ve 01.07.1986 tarihli işe giriş bildirgelerine istinaden bir kısım çalışmalarının Kuruma bildirildiği, 10.11.1989,25.06.1990,21.11.1990,01.07.1994 ve 01.07.1995 tarihli işe giriş bildirgelerinin Kuruma verilmesine rağmen bu bildirgelere dayalı çalışmalarının Kuruma bildirilmediği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, işe giriş bildirgelerinin Kuruma verilmiş olması nedeniyle hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyeceği ortadadır. Mahkemece bu husus gözardı edilerek davacının çalışmalarının kesintili olup olmadığı ve talep edilen dönemde fiili ve gerçek çalışması bulunup bulunmadığı yöntemince araştırılmadan eksik inceleme ile sonuca gidilmesi isabetsiz olmuştur.
Yapılacak iş; davanın nitelikçe kamu düzenini ilgilendirdiği nazara alınarak, işe giriş bildirgelerinin verildiği dönemlerde hakdüşürücü süreden söz edilemeyeceğini gözetmek, davacı ile aynı dönemlerde işyerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlarına geçmiş bordro tanıkları yada komşu işverenlerin bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlarını yoksa işyeri sahiplerini tespit edip beyanlarına başvurmak, davacının davalıya ait işyerindeki çalışmasının kesintili olup olmadığını, aynı işyerinde tekrar çalışmaya başlamanın hakdüşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağını dikkate almak, çalıştığı süreyi kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespit etmek ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermektir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacı ile davalılardan …’a iadesine, 09/05/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.