YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/4835
KARAR NO : 2020/2737
KARAR TARİHİ : 10.06.2020
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 15/02/2019 tarih ve 2018/1181 E- 2019/175 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabulüne dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce verilen 21/10/2019 tarih ve 2019/2072 E- 2019/1558 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin 3 ortaklı olduğunu, müvekilinin de % 50 oranında pay sahibi olduğunu, 28.12.2016 tarihli genel kurul toplantısına müvekkilinin çağrılmadığını, müvekkiline hiçbir tebligat yapılmaması nedeniyle 28.12.2016 tarihli ve 2016/1 karar sayılı genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunu, bu kararların yasaya, esas sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı kararlar olduğunu ileri sürerek davalı şirketin 28.12.2016 tarihli genel kurul kararlarının butlan olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, toplantıya ilişkin çağrının 05.12.2016 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, davacı tarafından müvekkili şirkete adres bildirimi yapılmadığı için davacıya iadeli taahhütlü bildirim yapılamadığını, butlan şartlarının olmadığını, iptal içinse de 3 aylık dava şartının geçtiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, çağrının usulüne uygun olarak yapılmamasının davacıya ancak iptal davası açma hakkı vereceği, tek başına bu aykırılığın genel kurul toplantısının iptali sonucunu da doğurmayacağı, dolayısıyla; çağrıdaki usulsüzlüğün bir butlan sebebi olmadığı, TTK’nın 620. maddesi gereğince; limited şirketlerde kanun veya esas sözleşmede aksi öngörülmediği takdirde seçim kararları dahil, tüm genel kurul kararlarını toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğu ile alınacağı, kanunda toplantı nisabı düzenlenmediği, dolayısıyla bir alt sınır olmaksızın genel kurulda kaç pay temsil edilirse edilsin genel kurulun karar alma yeteneğine sahip olduğu, dava konusu 28.12.2016 tarihli genel kurul toplantısından itibaren 3 aylık hak düşürücü süre geçtikten sonra 17.10.2018 tarihinde davanın açıldığı, toplantıya şirketin 500 payının % 50’sinin katıldığı ve kararların ise oy birliği ile alındığı, somut olayda; davacının dava konusu toplantıya çağrılmamasının toplantı ve karar yeter sayılarını etkilemediği gibi başkaca bir nedene dayalı olarak ileri sürülen yokluk ve geçersiz iddiası da bulunmayıp, davacının davaya konu genel kurulda alınan kararlara karşı ancak iptal davası açma hakkı olduğu ve iptal davasının 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerektiği gerekçesi ile davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacı tarafça yokluğun, çağrıya uyulmamasından kaynaklı olarak talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince de bu yöne ilişkin değelendirme ile yukarıda yazılı şekilde karar verildiği ancak genel kurulda alınan kararların yoklukla malul olup olmadığına dair re’sen araştırma yapılmadığı, toplantının 5 nolu gündem maddesinin şirket müdürünün ibra oylamasına ilişkin olduğu, şirket müdürü olan ortağın kendi oyu hesaplamaya katılmadığında ibra kararının alınmasına toplantıya katılanların salt çoğunluğunun oluşmadığı, bu nedenle anılan kararın yoklukla malul olduğu, sair kararlarda ise bir butlan ya da yokluk sebebinin bulunmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi ile İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile davaya konu 28.12.2016 tarihli Genel Kurul Toplantısının 5. maddesinde alınan “Gündem gereğince, şirket müdürüne ibra oylamasına geçildi. 2014 yılı ve 2015 yılı için ayrı ayrı oylama yapıldı ve şirket müdürü ayrı ayrı her yıl için ibra edildi” şeklinde alınan genel kurul kararının butlanla malül olduğunun tespitine, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, bölge adliye mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Dava, limited şirket genel kurul kararlarının butlan olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda yazılı gerekçe ile ibraya ilişkin kararın butlan olduğunun tespitine karar verilmiştir. Ancak, 6102 sayılı TTK’nın limited şirketlerin genel kurul kararlarına ilişkin 620. maddesinde kanun veya şirket sözleşmesinde aksi öngörülmediği takdirde, seçim kararları dâhil, tüm genel kurul kararları, toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğu ile alınacağı düzenlenmiştir. Şirket esas sözleşmesinde ve Kanun’da ibraya ilişkin kararlarda özel bir nisap öngörülmemiştir. Bu durumda ibraya ilişkin kararlarda da toplantıya katılanların salt çoğunlu ile karar alınması yeterlidir. Yine aynı Kanun’un genel kurulda oydan yoksunluğu düzenleyen 619. maddesi uyarınca şirket yönetimine katılmış bulunanların ibraya ilişkin kararlarda oy kullanamayacağı düzenlenmiştir. Somut olaya gelindiğinde, şirketin 3 ortaklı olduğu, davacının %50 hisseye, dava dışı …’in %25 hisseye ve dava dışı …’in %25 hisseye sahip ortak olduğu, …’in şirketin müdürü olduğu, uyuşmazlık konusu genel kurulda şirket sermayesinin %50’sinin temsil edildiği ve kararların oy birliği ile alındığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Az önce de açıklandığı üzere ibrada müdür olan ortak oy yoksunudur. Bu sebeple müdür olan ortağın oyu, nisabın bulunup bulunmadığı değerlendirilmesinde hesaba katılmaz, bu durumda müdür olan ortağın oyu hariç tutulduğunda %25 hissenin salt çoğunluğu ile karar alınması gerekli olup somut olayda müdür sıfatı olmayan %25 hisseye sahip …’in olumlu oyu ile ibra için gerekli ve yeterli oy nisabının sağlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince ibraya ilişkin kararda da yeterli nisabın bulunduğunun kabulü ile bu madde yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün davalı yararına bozulmasına karar vermeke gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bente açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 10/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.