YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/2478
KARAR NO : 2020/3895
KARAR TARİHİ : 07.10.2020
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 21.12.2016 tarih ve 2012/244 E- 2016/1075 K. sayılı kararın asıl davada davalı/birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne ve buna ilişkin yeniden hüküm kurulmasına dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nce verilen 17.09.2018 tarih ve 2017/4912 E- 2018/1830 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi asıl davada davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davada davacı vekili, davacı ile davalı arasında imzalanan 12.04.2011 tarihli satış sözleşmesi gereği davacıya baskı makinaları satış ve tesliminin kararlaştırıldığını, makine bedellerinin 2 adet fatura karşılığı 107.400,06 TL olarak ödendiğini, makinaların tesliminin süresinde yapılmadığı gibi teslim edilen makinaların kurulumu davalı çalışanınca yapılmasına rağmen çalıştırılamadığını, davalıya yapılan sözlü bildirime rağmen davalının oyalayarak makinalardaki aksaklığı gidermediğini, davalıya gönderilen 08.12.2011 tarihli ihtarname ile davacının kanundan doğan seçimlik hakkını kullanarak satış akdini feshettiğini ve ayıplı makinelerin bedellerinin iadesi ile maddi zararlarının karşılanmasını istediğini, yanıt alınamayınca bu kez Kadıköy 4. Sulh Hukuk Mahkemesine 18.04.2012 tarihinde makinaların ayıp durumunun tespitinin istendiğini ve alınan rapor uyarınca makinaların orijinal olmayıp beklenilen faydayı sağlamadığının bildirildiğini, atıl durumda olan ve kullanılamayan fatura konusu malların 13.06.2012’de başka firmaya satıldığını, makinaların bedeli için bankadan kredi çekildiğini ve kulanılamadığından zarara uğradıklarını belirterek ayıplı mal satışından dolayı fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak satışa konu mallardaki ayıp oranına göre satış bedeli indirim tutarının asgari 5.000.-TL ve 1.000.-TL maddi tazminatın tespit edilerek satış tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı 11.03.2014 tarihinde ıslahla davayı eda davasına dönüştürerek satış bedelinden indirim tutarını 5.000.- TL’den 42.400.- TL’ye maddi tazminat tutarını da 1.000 TL’den 13.184,34 TL’ye yükseltmiştir.
Asıl davada davalı vekili, davacıya irsaliyeli 2 adet fatura karşılığı malların teslim edildiğini, davacının bu makinaları kullandığı için davalıdan sarf malzemesi talep ettiğini, kanuni süre sonrası 08.12.2011 tarihinde ihtarname çekmesinin yasal olmadığını, davacıya karşı sarf malzeme tutarının tahsili için icra takibi başlatıldığını ve itiraz edildiğini, takip konusu borcu ödememek için dava açtığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Birleşen davada davacı vekili, davalıya satılan baskı makine bedellerinin ödenmesine rağmen sarf malzemelerinin karşılığı adet fatura bedelinin ödenmediğini, alacağın tahsili için başlatılan icra takibine haksız itiraz edildiğini belirterek itirazın iptali ile davalı aleyhine icra inkar tazminatı verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davalı vekili, asıl davaya konu makinelerin ayıplı olduğuna dair tespit raporunun davacıya tebliği üzerine davacının, sarf malzemelerinin parasını tahsil için aradan uzun bir süre geçtikten sonra kötüniyetli olarak icra takibi başlattığını, sarf malzemelerinin davalı tarafından hiç kullanılmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, asıl davada davalı satıcının, davacıya sattığı makinaların ayıplı olduğu, tanık beyanlarına göre davacı alıcı tarafından ayıp ihbarının süresinde yapıldığı, davalı satıcı tarafından sözleşmede iki senelik garanti süresi verildiği, davacının ayıptan doğan tekeffül hükümlerine dayanabileceği, davacının ayıplı mal satışı dolayısıyla satım bedelinden 42.400.- TL indirim yapılmasını isteyebileceği, ayrıca davacının dava konusu makinaları almak için yapmak zorunda olduğu 13.184,34 TL banka kredisi masrafını da menfi zararları kapsamında olduğundan davalıdan isteyebileceği, birleşen dava da ise; tarafların ticari defter ve kayıtlarına göre davalının davacıya 22.687,52 TL borçlu olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hükme karşı asıl davada davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge adliye mahkemesince, mahkemece ayıp ihbarının süresinde yapıldığı kabul edilmiş ise de davacının, dava konusu makinaların kuruluşu sırasında bunların ayıplı olduğunu belirlediği ancak usulüne uygun ayıp bildiriminin 08.12.2011 tarihli ihtarname ile makinaların satın alınıp kurulmasından ve ayıbın tespit edilmesinden yaklaşık 6 ay sonra yapıldığı, davalı tarafın davacıyı oyaladığı yönündeki savunmasının hukuki olmadığı, bu durumda TK’nın 23. maddesindeki yasal şekle uygun olarak ayıp ihbarının süresinde yapılmış kabul edilemeyeceği, tacir olan davacının garanti süresi içinde ayıba karşı da talepte bulunamayacağı, dava konusu makinaları bir süre sonra dava dışı şirkete satan davacının makinaları bu haliyle kabul ettiğinin kabulü ile asıl davanın hukuki dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle asıl davada davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile asıl davanın reddine karar verilmiş, hüküm asıl dava için asıl davanın davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle maddi hukuka ve muhakeme hukukuna uygun bulunan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nin 2017/4912 esas ve 2018/1830 karar sayılı 17.09.2018 tarihli kararın ONANMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 18,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl davada davacıdan alınmasına, 07.10.2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.