YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/5206
KARAR NO : 2020/3041
KARAR TARİHİ : 22.06.2020
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 30/11/2017 tarih ve 2017/82 E- 2017/451 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 03/10/2019 tarih ve 2018/1464 E- 2019/961 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 26.07.2016 tarihinde “PİLOT+ŞEKİL” ibareli 35.sınıf hizmetleri içeren marka tescil başvurusunda bulunduğunu, 2016/61063 kod numarası verilen marka tescil başvurusunun Markalar Dairesi tarafından “pilotshop.com.tr” ibareli, 35.sınıf hizmetleri içeren 2016/52285 sayılı marka mesnet alınarak 556 sayılı KHK’nın 7/b maddesi uyarınca reddedildiğini, başvuru konusu işaret ile redde mesnet markanın görsel, sescil ve biçimsel olarak, kapsamlarında yer alan ürün ve hizmetler bakımından ayırt edilemeyecek derecede benzer bulunmadıklarını, kaldı ki müvekkilinin PİLOTT+ŞEKİL ibareli 35.sınıf hizmetleri içeren 2013/57053 sayılı markasının da tescilli bulunduğu gerekçeli ve red kararının kaldırılması istemli itirazlarının nihaî olarak YİDK tarafından reddedildiğini, kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, zira başvuru konusu işaret ile redde mesnet alınan marka arasında 556 sayılı KHK’nın 7/1-b maddesi kapsamına girebilecek bir benzerlik bulunmadığını, işaret ve markanın farklı olduğunu ileri sürerek, YİDK’in 2016/M-12732 sayılı kararının iptaline ve başvurunun tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı kurum vekili, başvuru konusu işaretle redde mesnet alınan markaların kapsamlarındaki ürün ve hizmetlerin aynı tür olduğunu, görsel, sescil ve anlamsal olarak bütünü itibarı ile bıraktığı izlenim ile ortalama tüketicileri iltibasa düşürebilecek derecede benzer olduklarını, 556 sayılı KHK’nın 7/b maddesi uyarınca başvurunun reddinin zorunlu bulunduğunu, ret kararının hukuka uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı kurumun redde mesnet aldığı “pilotshop.com.tr” ibareli markanın kapsamında, reddedilen 35.sınıf ürün ve hizmetlerin aynısının veya aynı türünün yer aldığı, başvuru konusu işaretin “PİLOT+ŞEKİL” ibareli olduğu, işarette özel biçimde yazılmış “PİLOT” ibaresi yanında özgün bir şeklin de bulunduğu, redde mesnet markanın da sadece “pilot” ibaresinden oluşmadığı, bunun yanında shop ve com.tr. ibarelerini de içerdiği, bu nedenle, başvuru konusu işaret ile redde mesnet aynı tür ürün ve hizmetleri içeren markanın ayırt edilemeyecek derecede benzer olmadığı, başvuru konusu işaret ile redde mesnet marka arasında pilot ibaresinin ortaklığından kaynaklı sesçil ve anlamsal bir benzerlik olmasına rağmen, içerdikleri diğer biçimler, sözcükler ve yazım şekli itibariyle görsel olarak birbirlerinden önemli derecede farklı oldukları, bu sayede ayırt edilemeyecek derecede benzerlikten uzaklaştıkları gerekçesiyle davanın kabulüne, YİDK’in 2016-M-12732 sayılı kararının davacı itirazlarının reddi yönünden iptaline, tescil istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, mahkemenin, başvuru konusu marka ile redde mesnet alınan marka arasında 556 sayılı KHK’nın 7/1-b maddesi anlamında benzerlik bulunmadığı şeklindeki saptamasında bir isabetsizlik bulunmadığı ancak Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 22.03.2005 tarih, 2004/4734 esas, 2005/2590 karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere 556 sayılı KHK’nın 7. maddesindeki mutlak ret nedenlerinin, gerek … gerekse de mahkemelerce resen gözetilmesi gerektiği, zira, söz konusu hükümde düzenlenen mutlak ret nedenlerinin, toplumun ortak menfaatleri gereği olup, kişilerin menfaatinden önde geldiği, bu nedenle, eldeki davaya konu YİDK kararı, her ne kadar 556 sayılı KHK’nın 7/1-b maddesine ilişkin ise de, aynı maddenin diğer bentlerindeki mutlak ret nedenlerinin de işbu davada değerlendirilmesinin zorunlu olduğu, mutlak ret nedenlerinin düzenlendiği 556 sayılı KHK’nın 7/1-d maddesi uyarınca, ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret ve adları münhasıran veya esas unsur olarak içeren markaların tescilinin mümkün olmadığı, madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere burada, aynı maddenin (c), (e) ve (f) bentlerinin aksine, yalnızca markanın kullanılacağı mal ve hizmetler yönünden değil, mal ve hizmetle herhangi bir bağlantı aranmaksızın bir tescil engeli öngörüldüğü, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 07.02.2000 tarih, 1999/9814 esas, 2000/829 karar ve 29.04.2008 tarih, 2006/13579 esas, 2008/5765 sayılı kararları da bu yönde olduğu, dava konusu başvuruda, asli unsur olarak kullanılan “PİLOT” ibaresinin, münhasıran 556 sayılı KHK’nın 7/1-d bendi kapsamındaki belirli bir meslek grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan ad ve tanıtıcı işaret niteliğinde bulunduğu, bu nedenle bu meslek dalıyla bağlantılı olup olmadığına bakılmaksızın tüm mal ve hizmetler yönünden tescili mümkün olmayan bir işaret olduğu, davacı yanın, söz konusu ibarenin 556 sayılı KHK’nın 7/son maddesi kapsamında, kullanımla ayırt edici hale getirildiğini de iddia ve ispat edemediği gerekçesiyle, davalı kurum vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir .
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-) Dava, davalı kurum kararının iptali istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemesince, davacı yanca tescil ettirilmek istenilen “Pilot” ibaresinin, münhasıran 556 sayılı KHK’nın 7/1-d maddesi kapsamındaki belirli bir meslek grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan ad ve tanıtıcı işaret niteliğinde bulunduğu, bu nedenle bu meslek dalıyla bağlantılı olup olmadığına bakılmaksızın tüm mal ve hizmetler yönünden tescili mümkün olmayan bir işaret olduğu gerekçesiyle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
556 sayılı KHK’nın 7/1-d maddesinde ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret ve adları münhasıran veya esas unsur olarak içeren işaretlerin marka olarak tescil edilemeyeceği düzenlenmiştir. Bölge adliye mahkemesince, KHK’nın 7/1-d maddesiyle markanın kullanılacağı mal ve hizmetlerden bağımsız bir tescil engeli öngörüldüğü belirtilmişse de, Dairemizin 09.04.2018 gün, 2016/10333 Esas- 2018/2505 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, bir işaretin marka olarak tescilinin mümkün olup olmadığının değerlendirmesi yapılırken söz konusu ibare ile tescil kapsamındaki mal ve hizmetler arasında ilişki olması hususu göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim bir marka başvurusunun tescil edilebilirlik ölçütlerini anlamada kolaylık sağlaması için gerek TMPK (TPE) tarafından çıkartılan Marka İnceleme Klavuzunun KHK’nın 7/1-d maddesiyle ilgili açıklamasında, gerekse de KHK’nın mehazı olan AB Topluluk Markası Marka İnceleme Klavuzunun, AB Marka Tüzüğünün 7/1-d maddesine ilişkin açıklamalarda, meslek adlarının ancak makul seviyede bilgili, gözlemci ve dikkatli ortalama halk kitlesi tarafından bu meslekle bağlantı kurabilecekleri mal ve hizmetler yönünden tescil engeli oluşturması gerektiği ilkesi benimsenmiştir. Dava konusu işaret ile kapsamındaki mal ve hizmetler arasında bu ilişkinin kurulamaması halinde 556 sayılı KHK’nın 7/1-d maddesi gereğince marka tescil edilebilecek ve tescil sağlanmışsa hükümsüz kılınamayacaktır. Yani, 556 sayılı KHK’nın 7/1-d maddesi değerlendirilirken ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret ve adların sözkonusu mesleklerle ilişki kurulamayacak mal veya hizmetler için tescilinin mümkün olduğu kabul edilerek sonuca varılmalıdır.
Davacı yanın “PİLOT+Şekil” ibareli markayı 35. ve 41. sınıfta yer alan birtakım hizmetler için tescil ettirmek istediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, 556 sayılı KHK’nın 7/1-d maddesi ancak pilotluk mesleğiyle ilişki kurulabilecek mal ve hizmetler için tescil engeli oluşturacak olup, marka kapsamında bulunan ve anılan meslekle ilişki kurulamayacak hizmetler için bir tescil engeli oluşturmayacaktır. Bu itibarla, bölge adliye mahkemesince, başvuru markası kapsamında bulunan hizmetlerin pilotluk mesleğiyle ilişkili olup olmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 22/06/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Somut olayda, davacının başvuru markası “PİLOT + ŞEKİL” ibaresinden, davalı … (TPMK) tarafından 556 sayılı KHK m. 7/1-b kapsamında resen redde mesnet kabul edilen marka ise “pilotshop.com.tr” ibaresinden oluşmaktadır.
Bu işaretler arasında m. 7/1-b kapsamında ayırt edilemeyecek ölçüde bir benzerlik bulunmamasına rağmen, Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) de benimsendiği üzere, “PİLOT” ibaresi 556 sayılı KHK m. 7/1-d hükmü kapsamında belli bir mesleği ayırt etmeye yarayan işarettir. O nedenle m. 7/son hükmü uyarınca tescil tarihinden önce ayırt edicilik kazanmadığı takdirde marka olarak tescil edilemez. Madde 7’de belirtilen sebepler mutlak red nedeni olduğundan hem TPMK tarafından hem de mahkemelerce resen gözetilmesi gerekmektedir. Zira mutlak red nedenleri bireysel menfaatlerden ziyade toplumun ortak menfaatlerini korumaya yöneliktir.
Bu durum karşısında usul ve yasaya uygun olan Ankara BAM 20. Hukuk Dairesinin Kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.