YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/1890
KARAR NO : 2020/3883
KARAR TARİHİ : 23.06.2020
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil Alacağı
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ile davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, dava konusu 12 parsel sayılı taşınmazın kayıt maliklerinden Filip’in gaip olması nedeniyle taşınmazdaki hissesinin yönetimi için kayyım tayin edildiğini, taşınmazın tamamının davalı tarafından kahvehane olarak kullanıldığını açıklayarak, 5.670,00 TL ecrimisilin davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı taraf davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; hesap edilen 976,63 TL’nin 31.12.2007, 1.036,03 TL’nin 31.12.2008, 1.168,71 TL’ nin 31.12.2009 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
T.C. Anayasası’nın 141. maddesi hükmü uyarınca, duruşmaların aleniyeti kuralı gereği, tefhim edilen kısa karar ile gerekçeli kararın birbirine aykırı ve çelişik olmaması gerekir. Buna göre, yargılama açık olarak yapılır ve HMK’nin 297/2. maddesi hükmü gereğince de yargılama sonunda verilen kararda taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde açıkça gösterilir. Aynı Kanun’un 298/2. maddesi hükmü ise, sonradan yazılacak gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağını amirdir. Bu nedenle Mahkeme hükmü tek olduğundan ve kısa kararla aynı sonuçları taşıyacağından kısa karar ve gerekçeli karar arasında çelişki halinde ortada yasaya uygun bir hükmün varlığından söz edilemez. Nitekim Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.04.1992 tarihli ve 7/4 sayılı kararında, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili bulunmasının bozma nedeni sayılacağı belirtilmiş olup, Mahkemece yapılacak iş; önceki karar ile bağlı olmaksızın çelişki giderilmek suretiyle yeni bir karar vermekten ibarettir.
Somut olayda;
Mahkemece verilen kısa kararda; “5.653,28 TL işgal tazminatının 01.01.2014 tarihinden itibaren kademeli yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” denildiği halde, gerekçeli kararda; “hesap edilen 976,63-TL’nin 31.12.2007, 1.036,03-TL’nin 31.12.2008, 1.168,71 TL’ nin 31.12.2009 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine” karar verilmiş ve bu şekilde kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında hem hüküm altına alınan alacak miktarı hem de faiz uygulaması açısından çelişki oluşturulmuştur.
Hüküm, bu nedenle Kanun’a, tarih ve numarası anılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’na aykırı olarak tesis edildiğinden bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davacı vekili ile davalının temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulüyle, yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekili ile davalının sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine 23.6.2010 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.