Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/11765 E. 2020/3773 K. 22.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/11765
KARAR NO : 2020/3773
KARAR TARİHİ : 22.06.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR
Davacı vekili dava dilekçesinde, davalı ile vekil edenlerinden …, …’ın ölen kardeşleri …’un müşterek murisi olduklarını, …’un 2003 yılında ölümünden sonra taşınmazı sürekli davalının kullandığını, … isimli kişiye kiralık olarak verdiğini ve aldığı paralardan vekil edenlerine düşen payları vermediğini, davalıya 2005-2006-2007-2008-2009-2010 yıllarına ait ecrimisilden doğan alacakların ödenmesi için ihtarname çekildiğini, davalının aldığı 2006 yılı için 2250 TL., 2007 yılı için 2550 TL., 2008 yılı için 3000 TL., 2009 yılı için 3300 TL., 2010 yılı için 3600 TL. olmak üzere toplam 10.500 TL. ecrimisil alacağının ait olduğu yıllardan dava tarihine kadar işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı cevap dilekçesinde, zamanaşımı itirazında bulunduğunu, 5 yıllık zamanaşımı nedeniyle 2008 yılından önceki yıllara ait kullanım talebinde bulunamayacaklarını, 343 parsel sayılı taşınmazın davacıların bilgisi ve onayı ile 2012 yılına kadar … isimli kişiye kiraya verildiğini, kira bedelinin mirasçılar arasında paylaşıldığını, davacıların annesi ablası Ummuhan Selvi ve Emine Acar’a, daha sonra da davacılara kira bedelinin ödendiğini, 2012 yılında taşınmazın davacılardan …’nin oğlu İsmail Selvi tarafından kullanıldığını, ekip biçildiğini, payına düşen bedelin ödenmediğini, taşınmazın halen İsmail Selvi tarafından kullanıldığını, kullanım bedeli olarak talep edilen 10.500 TL.nin içinde kendi hissesinin de bulunduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla hissesi oranında mahsup yapılması gerektiğini, faiz talebinin yasal olmadığını, dava tarihinden itibaren faiz talep edilebileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile davacı … için, … için, … için, … için, … için, … için, … için ayrı ayrı 2006 yılı için 217,83’er TL, 2007 yılı için 268,04 ‘er TL, 2008 yılı için 205,21’er TL, 2009 yılı için 285,60’ar TL, 2010 yılı 289,16’şar TL ecrimisil bedelinin her döneme dönem sonu itibariyle yasal faiz uygulanarak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, karar verilmiştir. Hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve ilâmda belirlenip dayanılan gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Hemen belirtilmelidir ki 6098 s.lı TBK’nin 147/1. maddesi, 25.05.1938 tarihli ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay’ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.
Somut olayda, davalı yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde zamanaşımı def’inde bulunduğu göz önüne alınıp, az yukarıda anılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca iddia savunma ve toplanan deliller çerçevesinde (davacı tarafın talep ettiği ecrimisil dönem aralığı ve davalı tarafın usulüne uygun olarak ileri sürdüğü zamanaşımı gözönüne alınarak dava tarihinden geriye doğru beş yıllık sürenin birlikte değerlendirilerek) ecrimisil miktarının belirlenmesi gerekirken, dava tarihinden geriye doğru beş yılı aşan bir sürenin baz alınarak fazladan ecrimisile hükmedilmesi doğru değildir. Diğer yandan, hükme esas alınan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazda kayıt maliklerinden …, …, …’in tapudaki pay oranları dikkate alınarak bu oranlara karşılık gelen ecrimisil miktarına yönelik hesaplama yapılmasına rağmen, kararda bu hususun gözardı edilerek hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Diğer yandan, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacılar …, …, …, …, 2008 yılı için 255,21 TL ecrimisil bedeli belirlenmesine rağmen, hükümde bu davacılar için 2008 yılı için 205,21 TL ecrimisil bedeline hükmedilerek hükme esas alınan bilirkişi raporundan farklı bir miktarda ecrimisile hükmedildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle açıklanan hususlar gözönüne alınarak iddia ve savunma çerçevesinde toplanan delillere göre karar verilmesi gerekirken, dosya kapsamına uygun olmayan nitelikte ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde karar verilmesi doğru değildir.
Ayrıca, HMK’nin 297/2. maddesi (HUMK’un 389. maddesi) gereğince; mahkemece verilen hüküm ile taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
Bu maddeye göre; hüküm fıkrasının çok açık olması, infazı sırasında tereddüt yaratmayacak şekilde taraflara yüklenen borç ve tanınan hakları tek tek belirtmesi gerekir. Aksi halde hükmün icrası sırasında şüphe ve tereddütlerin doğmasına ve ilamın infaz edilememesine neden olur.
O halde, talep de gözetilerek, her dönem için faizin başlama tarihinin hükümde açıkça belirtilmesi gerekirken, infazda tereddüt yaratacak şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının 1. bentte gösterilen nedenlerle reddine, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 22.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.