Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2020/5553 E. 2020/10681 K. 06.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5553
KARAR NO : 2020/10681
KARAR TARİHİ : 06.10.2020

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalı işveren şirket nezdinde 02.06.2010-20.01.2014 tarihleri arasında finans müdürü olarak çalıştığını, davacının yıllık izin taleplerinin işverence kabul edilmediğini ve akabinde şirketin davacı tarafından zarara uğratıldığı bahane edilip, iş akdinin haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının davalı şirketin ortağı olduğu için görev itirazında bulunduklarını, talep konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının davalı şirkete hizmet ettiği dönemde aynı anda başka şirket ve kişilere de benzer hizmet verdiğinin öğrenildiğini, bu tutumunun iyi niyet kurullarına aykırılık teşkil ettiğini, davacıya şirketin finansmanını değerlendirmek suretiyle gelir getirici işlemleri için kendisine prim ödendiği halde şirketi zarara uğrattığını, iş akdinin feshinin müvekkili yönünden haklı nedene dayandığını, bu nedenle kıdem ve ihbar tazminat talebinin reddinin gerektiğini, davacının yıllık izinlerinin bir kısmını kullandığını, bir kısmının ise avans borcu düşülmek suretiyle hesabına ödendiğinden bu talebin de haksız olduğunu belirterek davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece davanın reddi hakkındaki 23.02.2016 tarihli ilk karar Yargıtay (Kapatılan ) 22. Hukuk Dairesi’nin 11.04.2019 tarih 2016/10976 esas 2019/8287 karar sayılı ilamıyla “Davacının davalı işyerinde finans müdürü olarak çalıştığı düşünüldüğünde feshe gerekçe gösterilen yüklü miktarda satış yapılarak karşılığının tahsil edilememesi eyleminin davacının görevi ile doğrudan bağlantılı olmadığı, bu nedenle davacının görev tanımı itibari ile davalı şirketin mal alım satımı sürecine dair görev ve yetkisi olup olmadığı, amiri bulunup bulunmadığı, şirket adına mal alım satım ve tahsilat yetkisi olup olmadığı hususları tereddüde yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturularak sonucuna göre dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin değerlendirilmesi gerektiği” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz Başvurusu:
Karar, davalı vekili tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının iş akdinin davalı işveren tarafından haklı nedenle feshedilip feshedilmediği ve davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada, davalı şirkete ait ticaret sicil kayıtları getirtilmiş, şirket merkez adresinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda, davacının şirket yetkilisi olarak atamasına dair yönetim kurulu kararlarının tescil ve ilan edilmediği, davacının Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre “işletme mühendisi” kodu ile işe girişinin yapıldığı, sevk ve idareden sorumlu başka amirlerinin olduğu belirtilmiştir. Mahkemece bilirkişi raporunda yer alan bu tespit ve değerlendirmelere dayanılarak, müdür veya müdürlere ait imza tescil talepnamesinin ticaret siciline tescil ettirilip yine ticaret sicil gazetesinde ilan edilmesi ile mümkün olacağı, davalı işyerinin çalıştırdığı işçilerden veya ortaklardan veya dışarıdan 3. bir kişiye tam yetkili, sınırlı yetkili, münferiden veya müştereken yetki verebilecek iken, davacı adına verilmiş böyle bir yetki bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, varılan bu sonucun dosya kapsamına uygun düşmediği anlaşılmaktadır. Zira, Ticaret Sicili’nde tescil ve ilan zorunluluğu şirketin 3. kişilere karşı sorumluluğu yönünden gerekli olup, taraflar arasındaki iç ilişki de tescil ve ilan zorunluluğu bulunmamaktadır. Dosyada mevcut 16.09.2013 tarihli Yönetim Kurulu kararı ile davacı “sorumlu müdür” olarak atanmış ve 20.09.2013 tarihli karada ise davacıya “hisse devri” yapılmasına ve devir senetlerinin ibrazı ile pay defterine işlenmesine karar verilmiştir.
Dava konusu uyuşmazlık ise taraflar arasındaki iç ilişkiye dayalı iş sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum karşında, alınan kararların Ticaret Sicili nezdine tescil ve ilan edilmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olmuştur. Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz olduğu gözetilerek, denetime uygun yeni bir bilirkişi raporu aldırılması, davacının kusurlu davranışı ile özen borcuna aykırı davranıp davranmadığı ve bunun sonucunda şirketin zarara uğratılıp uğratılmadığının önceki bozma ilamında belirtilen esaslar çerçevesinde yöntemince tespit edilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 06.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.