Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/5737 E. 2020/5917 K. 07.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5737
KARAR NO : 2020/5917
KARAR TARİHİ : 07.10.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Ve Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı, dava dilekçesinde numaraları gösterilen ve özel parselizasyon yapılan taşınmaz bölümlerinin vekil edeniyle davalılardan …’in miras bırakanı …’in zilyetliğinde olduğunu, ölünce mirasçılarına kaldığını, vekil edeninin de miras nedeniyle hakkının bulunduğunu ancak davalılardan …ile eşi …’in taşınmazın tamamını pansiyon ve müştemilat olarak kullandığını, vekil edeninin de kullanımına engel olunduğunu ileri sürerek paya yönelik elatmanın önlenmesi, 100.000 TL ecrimisilin dönem sonları itibariyle faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde bir kısım taşınmazların müvekkillerine ait olmadığını, bir kısım taşınmazların ise miras bırakan tarafından davalılara verildiğini, davacının hakkının olmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece dava konusu taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufundaki orman niteliğinde taşınmaz olduğunu, davacının elatmanın önlenmesi ve ecrimisil talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre dava konusu taşınmaz bölümleri tapusuz olup devletin hüküm ve tasarrufu altındaki orman niteliğinde kadastro harici bırakılan yerdir. Davacı miras hakkına dayanarak eldeki davayı açmıştır. Dava konusu taşınmazın davacının adına kayıtlı olmayıp orman niteliğinde bulunması, davacının hakka dayanarak eldeki davayı açmasına engel teşkil etmez. Başka bir anlatımla bu tür davalarda tarafların beyanlarına göre savundukları haklar karşılaştırılır. Davacının davasının yazılı gerekçe ile reddi aynı nitelikteki hakka dayanan davalı tarafın üstün tutulması anlamına gelir. Bu ise hakkaniyete uygun değildir. Bu nedenle yerel Mahkemenin gerekçesi usul ve yasaya uygun değildir.
Ne var ki; dosya içeriğine, yerel bilirkişi ile davalı tanık beyanlarına göre dava konusu tapusuz taşınmazların davalılar tarafından pansiyon ve müştemilatı olarak kullanılması karşısında davacının da ortak miras bırakandan gelen zilyetlik hakkına dayanılarak kullanma talebinde bulunduğu ispatlanamamıştır. Başka bir anlatımla, davacı dava dilekçesinde tanık deliline dayandığı halde Mahkemece verilen kesin süreye rağmen tanık listesini mahkemeye sunmayan sonraki yargılama aşamalarında bu yönde talepte bulunmayan davacı taraf, davalıların kullanma isteğini engellediğini ispatlayamamıştır. Davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi doğru değilse de bu husus yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden yerel Mahkeme hükmünün 1086 sayılı HUMK’un 438. Maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilerek hükmün onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan kararın değişik gerekçe ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 07.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.