YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/761
KARAR NO : 2020/5403
KARAR TARİHİ : 24.09.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili; bütün mirasçıların katılımıyla yapılan 27.03.1965 tarihli miras taksim sözleşmesine dayalı olarak dava konusu 279 ada 12 ve 13 parsel ile 311 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile 279 ada 12 parsel sayılı taşınmazın davacı …, 279 ada 13 parsel ve 3311 parsel sayılı taşınmazların davacı … adına kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı … Ergen, davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece yapılan ilk yargılama sonunda, davacıların davasının ayrı ayrı hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş, hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairenin 17.03.2016 tarihli ve 2014/21306 Esas, 2016/4895 Karar sayılı ilamı ile, dava konusu 279 ada 12 ve 13 parsel sayılı taşınmazlar yönünden dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yazılı şekilde hüküm verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığından temyiz itirazlarının reddine, dava konusu 3311 parsel sayılı taşınmaz yönünden ise, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesi gereğince; kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere, tutanağın kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamayacağı, somut olayda ise; çekişme konusu 3311 parsel sayılı taşınmazın, 24.11.1964 tarihinde kesinleşen tapulama nedeniyle tarafların mirasbırakanı … adına tescil edildiği, davacıların dayandığı “rızaen taksim senedi” başlıklı sözleşmenin ise 27.5.1965 tarihli olup, davacı tarafın 3311 parsel sayılı taşınmaz yönünden tapulama çalışmalarının kesinleşmesinden sonra yapılan miras taksim sözleşmesine dayalı olarak iptal ve tescil isteğinde bulunduğu, 10 yıllık hak düşürücü sürenin, kadastro tespit öncesi nedenlere dayanılarak açılan davalarda söz konusu olduğu, hal böyle olunca, Mahkemece, iddia ve savunma çerçevesinde taraf delillerinin toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken anılan kanun maddesi yanlış yorumlanarak yazılı gerekçeyle 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiş, Mahkemece uyulmasına karar verilen bozma ilamı uyarınca 3311 parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak yapılan yargılama sonunda, dava konusu taşınmazın dayanak taksim senedinde davacı …’a ait olduğu belirtilen yer olduğunun net ve kesin bir şekilde tespit edilemediğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş, karar davacı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, miras taksim sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya elverişli değildir.
Şöyle ki, dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre, dava konusu 3311 parsel sayılı taşınmazın 16.06.1962 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları esnasında 1856 numaralı vergi kaydı uyarınca tarafların murisi … adına tespit edildiği, davacı tarafça, 27.03.1965 tarihli taksim sözleşmesinde davacıya bırakılmasına karar verilen Akkuyu mevkiinde kain, etrafı … ve yol, diğer iki tarafı Hasan Akaslan tarlaları ile çevrili 14 dönüm tarlanın dava konusu 3311 parsel sayılı taşınmaz olduğunun, aynı taksim sözleşmesinde aynı şekilde sınırları gösterilmek sureti ile yer verilen ve dava konusu taşınmaza komşu olan 3303 parsel sayılı taşınmaza ilişkin diğer davacı … tarafından açılan davanın kabul edilerek 3303 parsel sayılı taşınmazın bu kişi adına tescil edildiğinin iddia edildiği, davalı tarafça sözleşmedeki yerlerin hangi taşınmazlara karşılık geldiklerinin, hangi parsel numarasını aldıklarının davacı tarafça ispat edilmesinin gerektiğinden bahisle iddiaya karşı konulduğu, Mahkemece 24.04.2017 tarihinde icra edilen keşif esnasında beyanlarına başvurulan mahalli bilirkişilerin taşınmaza ve taraflara ilişkin bilgi ve görgülerinin olmadığı, taraf tanıklarına taksim sözleşmesinde yer alan sınırların açıkça sorulduğuna dair bir bilgiye keşif tutanağında yer verilmediği, 31.10.2017 tarihli keşifte ise 1955, 1958 ve 1979 doğum tarihli kişilerin mahalli bilirkişi olarak dinlendikleri, davacı tanıkları adına keşif gün ve saatini bildirir davetiye çıkarılmadığı, yine mahalli bilirkişilere taksim sözleşmesinde yer alan sınırların açıkça sorulduğuna dair bir bilgiye keşif tutanağında yer verilmediği anlaşılmıştır.
Bu durumda Mahkemece, dava konusu taşınmaza uygulanan vergi kaydı, komşu tüm taşınmazlara ait kadastro tutanakları, varsa dayanağı olan kayıtlar ile hükmen kesinleşenler ile 3303 parsele ilişkin davacı tarafça bildirilen dava dosyaları Tapu Müdürlüğü ve ilgili mahkemeden getirtilerek dosyanın ikmal edilmesi, bundan sonra mahallinde yeniden keşif yapılarak, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişi ve taraf tanıklarının 6100 sayılı HMK’nin 243 ve 244 madde (HUMK’un 258 ve 259. maddeleri) hükmü uyarınca keşif yerinde hazır bulunmak üzere davetiye ile çağrılmak suretiyle mümkün olduğunca taşınmaz başında dinlenmesi, davaya konu taksim sözleşmesinin keşifte uygulanması ve sınırları itibarı ile taşınmazı kapsayıp kapsamadığının bilirkişi ve tanıklara ayrı ayrı sorularak kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanması, yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında çıkacak çelişkilerin taşınmazın başında dinlenerek giderilmesine çalışılması, ondan sonra toplanmış ve/veya toplanacak delillere göre dosya kapsamına uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Davacı … vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle ve 6100 sayılı HMK.nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 24.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.