YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5041
KARAR NO : 2020/5559
KARAR TARİHİ : 29.09.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, vekil edeninin 93 ve 109 parsel sayılı taşınmazlarda hissedar olarak malik olduğunu, davalının ise komşu 124 parsel sayılı taşınmazın hissedarlarından olduğunu, taksim gereği vekil edenine kalan ve vekil edeninin zilyetliğinde bulunan çay bitkisi dikili arazisine davalı tarafından haksız olarak el atıldığını, davalının haksız müdahalesi ve kullanımının on yıldan fazladır devam ettiğini belirterek davalının taşınmazlara vaki müdahalesinin önlenmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte toplam 1000 TL ecrimisilin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, dava dilekçesinde herhangi bir sürenin belirtilmediğini, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, paylı mülkiyete tabi bir taşınmazda ecrimisil ve müdahalenin meni talebinde bulunabilmek için tüm hissedarların birlikte hareket etmesi gerektiğini, dava konusu parsellerin tersimatlarının hatalı yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, yapılan keşifte taşınmazların mevcut haliyle davacının iddia ettiği yerin davalı parselinde kaldığı, davalı tarafça davacı parseline müdahale olmadığı yenilemeden doğan bir hata var ise bunun dava yoluyla halledilmesi gerekeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 93 ve 109 parsel sayılı taşınmazların 320/2874 hissesinin davacı, 124 parsel sayılı taşınmazın ise ¼ payının davalı adına tapuda kayıtlı olduğu, Mahkemece 11.09.2015 tarihinde yapılan keşif sonrası alınan 16/09/2015 tarihli fen bilirkişi raporunda; ilk tesis kadastrosu paftası orijinal kadastro verilerinden çizilirken tersimat hatası yapıldığı, yani davacıya ait 109 nolu parselin davalıya ait 124 nolu parsel hududu paftasına yanlış tersim edildiği, davacının tam sınırda davalının 40 cm genişliğinde bir sınır ihtilafının olduğunu beyan ettiği, yapılan inceleme ile arazide çok belirgin olan ve ihtilaflı sınır olarak belirtilen sınırın tam ilk tesis kadastrosunun tersimat sınırı olduğu, tersimat hatasının yapılmadığı düşünülürse davacının iddia ettiği 40 cm genişliğindeki sınır hattının davalının parseli olan 124 parselin içine isabet ettiği, tersimat hatası düzeltildiğinde bile, ihtilaflı sınırın davalının parseli içine isabet edeceği, yani tersimat hatası düzeltildiğinde davacının iddia ettiği 40 cm genişliğindeki sınır işgalinin olmadığının tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır.
Eşyaya bağlı ayni haklardan olan mülkiyet hakkı herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği de kuşkusuzdur. Anılan korumanın istenmesi durumunda da hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak yoktur.
Diğer yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü el atmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.
Somut olayda, her ne kadar Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ise de, bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, dosya arasında bulunan Kadastro Müdürlüğü yazısına göre, dava konusu taşınmazlarda, tapulama çalışmaları sırasında tersimat hatası nedeni ile sınırlarda kaymalar olduğu, ancak bu tersimat hatasının 22/A uygulaması ile düzeltilebileceği belirtilmiştir. Dosya kapsamına göre, dava tarihi itibariyle, dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgede 22/A ile kadastro yenileme çalışmalarının mevcut olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, az yukarıda açıklanan kanun maddeleri ve ilkeler uyarınca mevcut kadastral çapa itibar edilerek karar verilmesi gerekmektedir. Ancak, Mahkemece yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporunda, tersimat hatasının düzelmiş şekline göre mi yoksa mevcut kadastral duruma göre mi tespit yapıldığı net olarak anlaşılamadığından, Mahkemece bu rapora göre hüküm kurulması hatalı olmuştur. O halde, Mahkemece yapılacak iş, davacının, mülkiyet hakkına dayalı olarak açtığı elatmanın önlenmesi ve ecrimisil talepli davada, dosya kapsamındaki bilirkişi raporu taşınmazların mevcut durumuna göre, davalının haksız elatmasının olup-olmadığı hususunda çelişkili ifadeler içerdiğinden, mevcut tapu kaydına değer verilerek (mevcut kadastral sınırlara göre) dava konusu taşınmaza davalı tarafından elatma olup-olmadığının tespiti açısından bilirkişiden denetime ve hüküm kurmaya elverişli ek rapor alınması olmalıdır. Tüm bu hususlar düşünülmeden, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Davacı vekilinin yazılı temyiz itirazları yukarıda gösterilen nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 29.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.