Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2013/11780 E. 2013/17633 K. 27.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/11780
KARAR NO : 2013/17633
KARAR TARİHİ : 27.09.2013

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava, yurtdışı çalışma sürelerini 5510 sayılı Kanunun 4/1-a sigortalılığı kapsamanda borçlanabileceğinin ve sigorta başlangıç tarihinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, Üye …’ın muhalefetine karşı, Başkan …, Üyeler …, … ve …’ın oylarıyla ve oyçokluğuyla 27.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

KARŞI OY

Ülkemizde esas olarak uygulanan primli sosyal güvenlik rejimi, sosyal sigorta haklarına erişim için “sigortalılık süresi”, “prim gün sayısı”, “yaş” koşullarının bir bölümünü ya da yardımın/hakkın niteliğine göre tamamını arar.
Sosyal güvenlik yasalarının “milliliği” nedeniyle, çalışma ilişkisinin ulusal sınırlar içerisinde kurulup sürdürülmesi halinde Türk sosyal güvenlik mevzuatının uygulanacağı tabidir.
Ne var ki, günümüzde çalışma ilişkisi sadece ulusal sınırlar içerisinde kalmamakta, üretim ilişkilerinin bir sonucu olarak emek arzı tüm dünyaya yapılmaktadır.
Bu durumda ise farklı ülkelerin sosyal güvenlik yasalarının uygulanacağı bölünmüş çalışma süreleri ortaya çıkmaktadır. Bu bölünmüş çalışma sürelerine farklı ülke mevzuatının uygulanması halinde ise sosyal sigorta yardımlarına hak kazanmak için aranan koşulların oluşmaması sonucu doğmaktadır.
Türkiye’den yabancı ülkelere yoğun biçimde işgücü arzı yapıldığı bilinen bir gerçektir. Türkiye’de çalışıp, sosyal sigorta haklarına erişim için aranan koşulları sağlayamamış işçilerin yurtdışına giderek orada çalışmaya başlamaları ve bir süre sonra yeniden Türkiye’ye dönmeleri karşısında ortaya şu sonuç çıkmaktadır: Yurt dışında çalışılan süreler Türk sosyal güvenlik mevzuatınca değerlendirilemediği için ne Türkiye’den, ne de çalışılan yabancı ülkeden sosyal sigorta yardımına (somut olayımızda yaşlılık/emeklilik aylığına) hak kazanamayacaklar; bulundukları yaş itibariyle de kazanma olanaklarını yitireceklerdir.
Bu gibi sakıncaların giderilmesi, 1960’lı yıllardan sonra işgücü arz edilen yabancı ülkelerle yapılan ikili sosyal güvenlik anlaşmaları ile mümkün olmuştur.
Bu anlaşmaların temel özelliği, “sosyal güvenlik sahasında iki Devlet arasındaki münasebetleri düzenlemek arzusu ile ve kendi sosyal güvenlik mevzuatının uygulanmasında her iki Devlet vatandaşlarının eşit muameleye tabi tutulmaları”dır.
Bu sözleşmeler, yabancı bir ülkede çalışan işçilere uygulanacak mevzuatın belirlenmesi, işçi çalıştıran ülke vatandaşlarıyla işçi gönderen ülke vatandaşları arasında eşit işlem yapılması, kazanılmış hakların korunması ve hizmet sürelerinin birleştirilmesi esaslarını düzenlerler.
2004 yılında Anayasa’mızın 90. maddesinde 5170 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucunda, uluslararası temel hak ve özgürlüklere ilişkin sözleşme hükümlerinin iç hukuk hükümleri ile çatışması halinde sözleşmeye öncelik verilmesi esası kabul edilmiştir. Bu kapsamda, “sosyal güvenlik hakkı”nın temel hak ve özgürlükler kapsamında bulunduğu AİHM kararlarıyla belirgin bulunmaktadır.
Çoğunluk ile ortaya çıkan görüş ayrılığı, Alman Rant Sigortasına giriş tarihinin Türk sigortasına giriş tarihi olarak kabul edilebilmesi için 3201 sayılı (Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında) Kanun kapsamında yurtdışı çalışma sürelerinin borçlanılmasının zorunlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti ile…Cumhuriyeti arasında imzalanan Sözleşme 8.10.1965 tarihli RG’de yayımlanan 24.7.1965 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca Sözleşme ve eki Protokol’ün tasdik belgelerinin teatisini takibeden ikinci ayın birinci gününde yürürlüğe girmiş, 1985 yılında da Ek Sözleşme düzenlenmiştir.
1965 tarihli RG’de yayımlanan Sözleşmenin 1/12. maddesinde “Sigortalılık süreleri” F. Almanya Cumhuriyeti bakımından, prim ödeme süreleri ile muadil süreleri, Türkiye bakımından, uygulanan mevzuata göre sigortalılık süresi olarak kabul edilen süreleri, ifade eder. Sözleşmenin 4. maddesinde “Bu sözleşmede aksine hüküm yoksa … belirtilen kimseler, Akit tarafların mevzuatına göre, hak ve vecibeleri bakımından, eşit sayılırlar; 31. maddesinde “Bir kimse Türkiye’de sigortaya tabi tutulmadan önce Almanya’da bir rant sigortasına tabi tutulmuşsa, bu kimse için Almanya’da rant sigortasına ilk girdiği tarih, Türkiye’de sigortaya ilk giriş tarihi sayılır.
1985 yılında yapılan Ek Sözleşmede de aynı nitelikteki hükümlere farklı maddelerde yer verilmiştir.
3201 sayılı Yurtdışı sürelerin borçlanılması Hakkındaki. Kanun 1985 tarihlidir. Daha önce yürürlükte bulunan 2147 sayılı Kanun ise 1978 tarihlidir. 1965 yılında yapılan ikili Sözleşme ile tanınan hakların kullanılabilmesi için anılan borçlanma Yasalarından yararlanmanın koşul olarak öngörülmüş olması düşünülemez.
Kaldı ki, 1985 tarihli Sözleşmenin 27 ve 29/3. maddeleri “sözleşme aylığı/kısmi aylık” ile ilgili olup, 29/4. maddede yer verilen “Bir kimsenin Türk sigortasına girişinden önce bir Alman Rant Sigortasına girmiş bulunması halinde, Alman Rant Sigortasına girişi, Türk sigortasına giriş olarak kabul edilir” hükmünün yorumlanmasında birlikte ele alınamaz.
Yapılacak değerlendirme, “sigortalılık başlangıcı için borçlanma yapılmış olması” koşuluna değil, olsa olsa “Hukuki yarar” dava şartına göre olabilir.
Alman Rant Sigortasına giriş tarihinin, Türk sigortasına giriş olarak kabul edilebilmesi için “borçlanmanın yapılmış olması gerektiği” gibi bir koşulun Sözleşmede önkoşul olarak ileri sürülmemiş olması karşısında, davacının “hukuki yararı”nın bulunması halinde isteminin kabulü gerekir.
Bu maddi ve hukuki olgularla çelişen yerel mahkemenin “sigorta başlangıç tarihinin tespiti isteminin reddine” yönelik kararının isabetsiz olduğu ve bozulması gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşlerine katılmamaktayım.