YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/7119
KARAR NO : 2020/5736
KARAR TARİHİ : 05.10.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Kal
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı, maliki olduğu 155 ada 20 parsel sayılı taşınmaza bitişik taşınmaz olan 21 parsel sayılı taşınmazda inşa edilen yapının taşkın olduğunu ileri sürerek, davalıların elatmasının önlenmesi ile taşkın kısmın yıkılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, binanın inşa edildiği 1976 yılından beri taşınmazların mevcut sınırları ile kullanıldığını, taşkın kısmın binanın taşıyıcı bölümüne veya ana iskeletine isabet etmesi halinde tecavüzlü alanın bedeli karşılığında kendi taşınmazlarına dahil edilmesini beyanla davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece davanın kısmen kabulü ile fen bilirkişisi …’un 03.02.2016 havale tarihli raporunda belirtilen ve ‘B’ harfi ile gösterilen 4.02 m2’lik kısım ve ‘C’ harfi ile gösterilen 10,69 m2’lik kısımlar ile dava konusu 254 nolu parsel için taşkın inşaat nedeniyle kullanılamaz hale gelen ve ‘A’ harfi ile gösterilen 14.87 m2’lik kısımların davacı adına olan tapusunun iptali ile davalı adına tapuya kayıt ve tesciline, bu kısım için takdir edilen 12.840,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, dair verilen karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; taşkın inşaat nedeniyle elatmanın önlenmesi ve kal istemlerine ilişkin olup, davalılar temliken tescil talebinde bulunmuştur.
1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan; davalılar vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davacı vekilinin dava konusu taşınmazın temliken tescil bedeline yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Taşkın yapılarda, sosyal ve ekonomik bir değeri yok etmemek ve yapının bütünlüğünü korumak amacıyla yasa koyucu 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 722, 723, 724′ ncü maddelerinde öngörülenlerden daha değişik ilkelere ihtiyaç duymuş bu nedenle 725. madde hükmünü getirmek zorunda kalmıştır. Söz konusu maddeye göre “ Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmazın bütünleyici parçası olur.”
Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir.
TMK’nin 725. maddesinin uygulanabilmesini haklı gösterecek en önemli koşul yapı malikinin iyiniyetli olmasıdır. Bu maddede iyi niyetin tanımı yapılmamışsa da aynı Kanunun 3. maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda kuşku yoktur. Yapı malikinin kendinden beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşın, sınırı aştığını bilmesi veya bilecek durumda olmaması yahut sınırı aşmasında yasaca korunabilecek bir nedenin bulunması onun iyiniyetini gösterir. Yapı yapan kişinin iyi niyetli olmaması aşırı zarar bulunup bulunmadığına bakılmaksızın taşan kısmın yıkılması sonucunu doğuracağından iyi niyet üzerinde önemle durulmalı, olaylar, karineler, tüm taraf delilleri bir arada özenle değerlendirilmelidir. Kural olarak iyiniyetin ispatı 14.2.1951 tarihli ve 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca taşkın yapı malikine ait ise de iyiniyet sav ve savunması def’i olmayıp itiraz niteliği taşıdığından ve kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan mahkemece kendiliğinden (re’sen) göz önünde tutulmalıdır.
Ancak, komşu taşınmaz malikinin veya o taşınmazda mülkiyetten başka ayni hak sahibi olup da zarar gören kimselerin taşınmaza elatıldığını öğrendikleri tarihten itibaren onbeş gün içerisinde itiraz etmeleri, yapı malikinin iyiniyetli sayılması olanağını ortadan kaldırır. İtiraz hiçbir şekle bağlı değildir. Yapının ilerlemesini zararın büyümesini önlemek için konan bu sürenin başlangıcını objektif olarak saptamak, yapının görünebilir hale gelme tarihinden başlatmak, taşırılan taşınmaz malikinin öğrenmesine engel olan sübjektif (öznel) nedenleri dikkate almamak gerekir. Aksine düşünce bu yöndeki yasa koyucunun amacını ortadan kaldırır (durum ve koşulların haklı göstermesi) şeklinde açıklanan ikinci koşuldan ise imar durumuna göre ifrazın mümkün olması, ifraz halinde arsa malikinin uğrayacağı zarar ile taşkın yapı malikinin elde edeceği yarar arasında aşırı bir farkın bulunmaması, gibi hususlar anlaşılmalıdır.
Bu iki koşulun varlığı halinde taşkın yapı maliki uygun bir bedel ödeyeceğini bildirerek açacağı yenilik doğurucu nitelikteki temliken tescil davası ile taşkın kısmın mülkiyetini veya üzerine bir irtifak hakkı kurulmasını isteyebilir. Ayrıca, iyiniyet savunmasının yukarıda açıklanan niteliği dikkate alınıp, bu savunma içerisinde temliken tescil isteğinin de bulunduğu kabul edilerek, tescil talebi, ayrı bir davaya gerek olmaksızın açılan davada savunma yoluyla da ileri sürülebilir. Esasen bu kuralın uyuşmazlıkların en kısa sürede sağlıklı biçimde çözümlenmesi ve dava ekonomisi yönünden büyük yarar sağlayacağı da kuşkusuzdur. Her davada hakim muhik tazminat (uygun bedel) olarak salt temlik edilecek arsanın bedelini değil, gerektiğinde taşınmazının bir kısmını terk etmek zorunda kalan malikin özverisini düşünerek uzman bilirkişiden dava tarihine göre devredilen arsa bedeli yanında, geride kalan kısmın uğradığı değer kaybı varsa taşınmaz malikinin öteki zararları gibi konularda da rapor almak suretiyle TMK’nin 4, 6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 50. (818 s. Borçlar Kanunu’nun (BK) 42.) maddeleri uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi de önleyecek biçimde en uygun bedeli tayin ve takdir etmeli, bu bedel karşılığında tecavüzün şekline, taşkın yapının ve taşınmazların niteliğine göre, taşılan yerin mülkiyetinin devrine veya üzerinde irtifak hakkı kurulmasına karar vermelidir.
Dosya içindeki bilgi ve belgelerden, davacıya ait 20 parsel ile davalılara ait 21 parselin komşu taşınmazlar olduğu, taşkın inşaat nedeniyle tecavüzlü olduğu iddia edilen alanın davacıya ait 20 parselden ifraz edilerek 32.10 m2 alanlı 254 sayılı parsel olduğu, Mahkemece temliken tescil bedelinin belirlenmesi için aldırılan; 05.01.2015 tarihli bilirkişi raporunda davacıya ait 20 parselin olumlu ve olumsuz özellikleri değerlendirilerek m2 birim bedelinin 650 TL olarak tespit edildiği, itirazlar üzerine alınan 14.12.2015 tarihli raporda ifraz edilen 254 parselin özellikleri değerlendirilerek m2 birim bedelinin 200 TL, itirazlar üzerine aldırılan 03.03.2016 tarihli raporda yine 254 parselin olumlu ve olumsuz özellikleri değerlendirilerek, taşınmazın geometrik olarak düzgün olmadığı ve üzerine herhangi bir şey inşa edilemeyecek olması gibi gerekçelerle m2 birim bedelinin 400 TL olduğu bildirildiği, Mahkemece bu rapor hükme esas alınarak davanın kısmen kabul edildiği anlaşılmıştır.
Temliken tesciline karar verilen tecavüzlü alan (254 parsel) davacıya ait 20 parselden ifrazen oluşturulduğuna göre, Mahkemece taşınmaz bedelinin tespiti için asıl taşınmazın özellikleri ve bu taşınmaza emsal olabilecek taşınmaz bedelleri dikkate alınarak düzenlenen, dosya kapsamına uygun 05.01.2015 tarihli rapora uygun bir karar verilmesi gerekirken, temliken tescil amacıyla taşınmazını ifraz ettirmesini davacı aleyhine değerlendiren rapora itibar edilmesi doğru görülmemiş, mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile temyiz olunan kararın (2) sayılı bentte açıklanan nedenle 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalılar vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle reddine, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna,
peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 219,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 657,80 TL’nin temyiz eden davalıdan alınmasına, 05.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.