YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/2355
KARAR NO : 2013/19452
KARAR TARİHİ : 01.11.2013
MAHKEMESİ :FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22.05.2012 tarih ve 2010/15-2012/84 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 30 yılı aşan bir süre boyunca BAKARA ibaresini kullanarak tanınmış hale getirdiğini ve bu ibarenin davalı TPE nezdinde 2002 yılından bu yana müvekkili adına tescilli olduğunu, davalı şirketin kuruluşlarından olan bir firmanın B BECARA ibaresinin tescili için davalı kuruma başvurduğunu, yaptıkları itiraz sonucunda talebin reddedildiğini, açılan davanın da red kararı ile sonuçlandığını, buna karşın aradan bir süre geçtikten sonra bu kez davalı firmanın aynı ibarenin tescili için davalı kuruma başvurduğunu ve kurum tarafından söz konusu ibarenin tesciline karar verildiğini, her iki markanın iltibas yaratacak derecede benzer olduğunu, öncelikli kullanım hakkının müvekkiline ait olduğunu ileri sürerek, davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili, davacının uzun süre sessiz kalarak hükümsüzlük davası açmadığını, bu durumda iyiniyetli sayılamayacağını, öte yandan müvekkilinin 1964 yılından beri İspanya ve dünyanın pek çok ülkesinde mobilya ve hediyelik eşya sektöründe faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, söz konusu markanın 1964 yılında İspanya’da, 1994 yılında Avrupa’nın diğer ülkelerinde tescil edildiğini bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Davalı TPE vekili, davalı şirketin marka başvurusu sonrasında davacının herhangi bir itirazının ve buna bağlı olarak alınmış bir YİDK kararının bulunmadığını bildirerek, davanın husumet yönünden reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, da havalı tarafça sunulan yabancı ülkelerdeki marka tescillerinin varlığının uyuşmazlığın çözümüne etkili olmadığı, davalının yurtdışı kullanımları dışında davacının ticaret unvanının tescil tarihi olan 1984 tarihi öncesine ait olup Türkiye’de davalı kullanımına ilişkin delil bulunmadığı, davacının marka kullanımının davalı markasının yurtdışındaki varlığından habersiz bir kullanım ve tescil olduğunun varsayılabileceği, bu haliyle öncelik hakkının davacı tarafa ait olduğu, davacı markasının 35/8 alt sınıfta yer alan perakendecik hizmeti yönünden tescilli olup bu kapsamda yer alan hizmetler açısından marka tescili yaptıran kişilerin 1-34 sınıflarda yer alan bütün emtiaları satma imkanı elde ettiği, bu haliyle 1-34 sınıfta yer alan emtialar benzer türden kabul edildiğinden davalının tescil ettirmek istediği tüm sınıflar yönünden davacının 35/8 alt gruptaki tescili gözünde bulunularak benzer kabul edilmesinin gerektiği gerekçesiyle, davalı TPE hakkında açılan davanın husumet yokluğu sebebiyle reddine, davalı şirket hakkında açılan davanın kabulü ile davalı şirket adına kayıtlı markanın tescilli olduğu tüm sınıflar ve altı sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı vekili, davalının marka başvurusu ile müvekkiline ait markanın benzer olduğunu ileri sürerek, davalı tarafça başvurusu yapılan markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiş, mahkemece yapılan yargılama sonunda davalı adına tescilli markanın tüm sınıflar yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. Dosya kapsamı itibari ile taraf markaları arasında 556 sayılı Kanun hükmünde Kararnamenin 8/1-b maddesi uyarınca benzerlik ve iltibas ihtimalinin bulunduğu anlaşılmaktaysa da davacıya ait markanın 35/8 sınıf yönünden de tescilli olması gerekçe gösterilerek, KHK’nın 8. maddesi kapsamındaki benzerlik ve iltibas ihtimali yönünden, hükümsüzlük istemine konu markanın, dayanak markanın, tanınmış marka olması etki ve sonucunu doğuracak şekilde, tüm sınıflar yönünden hükümsüzlüğünün talep edilebileceği yönündeki tespit doğru değildir. Bu durumda mahkemece, davalı markasının tescilli olduğu mal ve hizmet sınıfları ile davacı markası kıyaslanmak suretiyle, benzer sınıflar yönünden değerlendirme yapılarak sonuca gidilmesi gerekirken, hatalı hukuki değerlendirme ile davanın tümden kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.