Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2020/3441 E. 2020/6576 K. 27.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/3441
KARAR NO : 2020/6576
KARAR TARİHİ : 27.10.2020

Çerkezköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Çerkezköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.05.2019 tarihli ve 2019/473 Esas, 2019/711 Karar sayılı kararıyla davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacı vekili ve davalı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı tarafından temyiz edilmiş, temyiz başvurusu süresin de yapılmadığından 06.03.2020 tarihli ek kararla temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş, bu ek kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı tarafından istenmiştir. Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili tarafından açılan mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davasında, davanın açılmamış sayılmasına dair verilen karara karşı davacı vekili ve davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı tarafından temyiz edilmiş, temyiz başvurusunun süresinde yapılmadığı gerekçesiyle 06.03.2020 tarihli ek kararla davalının temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir. Anılan ek karar davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiştir.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21/1. maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” hükmü yer almaktadır.
Madde metni, iki hali birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina”dır. Muhatabın adreste bulunmaması halinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 30. maddesinin birinci fıkrasında; “Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir..” hükmüne yer verildiği, Tebligat Kanunu’nun ”Tebligat Mazbatası” başlıklı 23. maddesinin 7. bendinde; ”21. maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara müteallik muamelenin yapıldığının, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebin tebligat mazbatasına yazılmasının” emredildiği, ”Tebliğ mazbatasında bulunması gereken bilgiler ve tanzimi” başlıklı Tebligat Yönetmeliği’nin 35. maddesinin (f) bendinde ise; ”30. ve 31. maddelerdeki durumların gerçekleşmesi halinde bu hususlarla ilgili hangi işlemlerin yapıldığının, adreste bulunmama ve kaçınma için gösterilen sebebin tebligat mazbatasına yazılacağının” hüküm altına alındığı görülmüştür.
Burada Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru, tahkik etmekle kalmayıp, tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu Tebligat Kanunu’nun 23/7. ve Tebligat Yönetmeliği’nin 35/f maddeleri gereğince tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde, yapılan işlemin, usulüne uygun olup olmadığı, hakim tarafından denetlenebilir. Muhatabın, tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa ya da uzun süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyan ve bunun tevsik edilmesi halinde, ancak, maddede sayılanlardan, örneğin muhtara imza karşılığı tebliğ edilip, 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması ve komşunun durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir. Tahkikatta muhatabın adresten kesin olarak ayrıldığının ya da öldüğünün veya tebligatın, tebliğ evrakında belirtilen tarihten önce yapılamayacağının anlaşılması halinde, Tebligat Yönetmeliği’nin 30. maddesinin 2., 3., 4. ve 5. fıkraları gereğince işlem yapılacaktır. Bu itibarla; Tebligat Yönetmeliği’nin 30. maddesinde öngörülen şekilde ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle, imzadan çekinmeleri halinde, bu husus da belirtilerek, Tebligat Yönetmeliği’nin 35. maddesi gereğince muhatabın adreste geçici olarak bulunmama sebebi ve tevziat saatlerinden sonra geleceği “tevsik edilmeden”, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligat işlemi geçersizdir. Zira bu belgeleme işlemi, devamı işlemleri belirlemesi yanında muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacak ve tebliği isteyen makam ve hakimin denetimini sağlayacaktır. Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi, maddenin son cümlesinde açıkça belirtildiği üzere, iki numaralı fişin, yani ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihtir. Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, tebliğ memurunun yukarıda açıklanan araştırmayı mutlaka yapmasına ve belgelemesine bağlıdır.
Somut olayda, 13.12.2019 tarihli Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalıya tebliğine ilişkin evrakta “Tevziat saatinde adresin kapalı olması nedeniyle komşusu Elif Yılmaz şifai beyanına göre muhatap dışarda olduğundan evrak ilgili mahalle muhtarına tebliğ edildi. 2 nolu haber kağıdı kapısına yapıştırılarak imzadan imtina eden aynı komşusuna haber verildi.” şeklinde açıklama yapılarak tebliğin gerçekleştirildiği görülmektedir. Ancak tebliğ memuru, muhatabın adreste bulunmama sebebini, adresinden geçici mi yoksa sürekli mi ayrıldığını, tevziat saatlerinden sonra adresine dönüp dönmeyeceğini, dönecekse ne zaman döneceğini tevsik etmeden anılan kararı muhtara tebliğ etmiş ve 2 no’lu fişi kapıya yapıştırarak tebliğ işlemini tamamlamıştır. Bu durumda, söz konusu tebligat yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca usulsüz olduğundan; temyiz talebinin süresinde yapılmadığından bahisle Bölge Adliye Mahkemesince verilen 06.03.2020 tarihli temyiz dilekçesinin reddine dair ek kararın kaldırılmasına karar verilerek işin esasının incelenmesine geçildi.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davalı tarafça, 13.12.2019 tarihli Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı, 28.08.2019 tarihinde istinaf harçları yatırılarak tarihsiz dilekçesi ile istinaf kanun yoluna başvurulmuş ise de, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun değerlendirilmediği, bu durumun usul ve yasaya, hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkına aykırı olduğu anlaşıldığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenler ile davalının temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesinin 13.12.2019 tarihli kararının yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 27.10.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi