YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/2746
KARAR NO : 2021/2962
KARAR TARİHİ : 31.03.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : TMK’nin 713/2. Maddesi Kapsamında Tapu İptali ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Dava dilekçesinde, davaya konu Kars İli Merkez Bülbül Mahallesi, 278 ada 8 parsel sayılı taşınmaz malikleri …, … ve … kim olduklarının bilinmediği ve davacının 30 yılı aşkın süredir taşınmazı malik sıfatı ile kullandığı ileri sürülerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tescili istenmiştir.
Davalı … vekili davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tapu maliklerinin yitik, kayıp veya mirasçı bırakmadan ölmüşlerse, taşınmazın TMK’nin 501.maddesi gereğince doğrudan kanunlar gereği Hazineye intikal edeceğinden bu tür taşınmazların zilyetlikle edinimi mümkün olmadığından 3402 sayılı Kadastro Kanununun 18. ve 766 sayılı Tapulama Kanunu’nun 33/son fıkrası gereğince davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın reddine dair mahkeme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
04.06.1958 tarihli ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde hâkimin, Türk hukukunu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir.
Hakim, dava dilekçesinde dayanılan hukuki sebep ile bağlı değil ise de davacının davasını dayandırdığı maddi vakıalar ile yani dava sebebi ile bağlıdır. Dava sebebi, hukuki sebepten farklı olarak, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Hukuki sebepler hakim tarafından re’sen dikkate alınacağı için, yapılan ilave ve değişiklikler iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi kapsamına girmemesine rağmen dayanılan maddi vakıaların genişletilmesi ve değiştirilmesi yasak kapsamındadır.
Dava dilekçesindeki anlatım ve iddianın ileri sürülüş şekline göre dava; TMK’nin 713/2. fıkrasında düzenlenen “…Maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan…” hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin olup, somut uyumazlıkta dava konusu 278 ada 8 parsel sayılı taşınmazın malikleri … oğlu …, … oğlu … ve … olan tapusunun iptali ile davacı adına tescili istenmiştir.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, Kanun’un açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanun’un açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK’nin 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” hükmüne yer verilmiştir.
Kanun’un açık hükmü dikkate alındığında tapu sicilinden malikin kim olduğunun anlaşılamaması hali; taşınmaz malın sahibinin kim olduğunun bilinmesine yarayacak, kimliğini ortaya koyacak gerekli bilgi ve belgelerin tapu sicilinden (kütüğünden) çıkarılmasının imkansız olmasıdır. (Yargıtay HGK’nin 10.04.1991 tarihli ve 1991/8-51 Esas, 194 Karar ile 15.04.2011 tarihli ve 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı ilamları). Genel olarak, gerekli dikkati gösteren herkesin kayıtlarda malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde tapu sicilinde yazılı olan malikin bilinmediğinin kabulü gerekir. Ayrıca, tapu kütüğünde malik sütununun boş bırakılması, silinmesi ve yeniden yazılmaması, soyut ve nam-ı mevhum adına (mevcut olmayan hayali kişi) yazılması, hiç yaşamamış ve kaydının herhangi bir yerde bulunmamış olması, malik adının müphem, yetersiz ve soyut gösterilmiş olması gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Başka bir anlatımla, tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan malik, tanınmayan, hatırlanmayan, adresi tespit edilemeyen, kendilerine tebligat yapılamayan, mirasçıları belirlenemeyen, uzun yıllar önce ölmüş ya da taşınmış bir şahıs değildir.
Dosya içerindeki bilgi ve belgelerden, dava konusu taşınmazın tapu kaydı ile ilk tesise dair 20.11.1968 tarihli kadastro tespit tutanağına göre tespitin 05.03.1943 tarih ve 96 nolu tapu kaydı ile krokiye dayalı olarak yapıldığı, … kızı …’in itirazı üzerine 07.06.1969 tarihli komisyon kararı ile yapılmış olan tahdit ve tesbite uygun olduğu, tahdit ve tespit veçhiyle arsa … oğlu …, … karısı …, … oğlu … adlarına müsavi hisselerle tesciline ve bu parsel üzerindeki evinde … kızı … tarafından fuzülen yapıldığını ve tasarruf krokisindeki röperlere göre 11 parsele ait evin bu parsele tecavüzlü olduğunun tapu kütüğünün beyanlar hanesine işaretine karar verilmiştir.
Somut olayda, davacı vekili dava konusu 278 ada 8 parsel malikleri … oğlu …, … karısı …, … oğlu … TMK’nin 713/2. maddesi kapsamında kim olduğu bilinmeyen kişilerden olduğunu iddia etmiş ise de dosya içeğinde bulunan tapu kaydına dayanak tapulama tutanağında tespite esas 05/03/1943 tarih ve 96 nolu tapu kaydına dayanılarak tespitin yapıldığı anlaşılmıştır. Hal böyleyken dava konusu 278 ada 8 parselde pay malikleri … oğlu …, … oğlu … ve …kişilerin TMK’nin 713/2. maddesinde belirtilen bilinemeyen, gerçekte var olmayan kişiler olduğunu kabul edebilme olanağı bulunmadığından davanın bu sebeple reddi gerekirken yazılı gerekçe ile reddi doğru değil ise de bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden ve hükmün redde ilişkin bölümü sonucu itibari ile doğru görüldüğünden bozma nedeni yapılmamış, 6100 sayılı HMK’un Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’nun 438/son gereği mahkeme karar gerekçenin değiştirilerek onanması uygun görülmüştür.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle reddi ile Yerel Mahkeme hükmünün yukarıda açıklanan şekilde gerekçesi değiştirilmek suretiyle 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’nun 438/son maddesi gereğince DÜZELTİLMİŞ BU ŞEKLİ İLE ONANMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 31.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.