YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/3091
KARAR NO : 2021/4248
KARAR TARİHİ : 29.04.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 12.10.2017 tarih ve 2014/847 E. – 2017/820 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce verilen 29.05.2019 tarih ve 2018/888 E. – 2019/857 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasında uzun zaman devam eden ticari ilişki bulunduğunu, ilişkinin sona erdiğini, ancak davalı şirketin davacı şirket aleyhine takip başlattığını sonradan öğrendiklerini, davacı şirketin davalıya ve hatta grup şirketlerine olan borçlarını çekler, banka havaleleri, …, Derince ve Gebze Fatih Devlet Hastanelerinden verilen temliklerle tümüyle ödediğini, davalı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığını, borç olmadığı için faiz borcunun da olmasının mümkün olmadığını, davalı şirkete borçlu olmadıklarının tespiti ile İstanbul 6.İcra Müdürlüğü 2010/21768 Esas sayılı takibin iptaline, takibe konu miktarın %40’ından aşağı olmamak üzere icra kötü niyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasındaki ticari ilişkinin davacının yüksek miktardaki borcunu ödememesi nedeniyle sona erdirildiğini, davacının davalı şirket tarafından başlatılan icra takibinde talep edilen tutar kadar borcu bulunduğunu, bu hususun davalı şirketin defter ve ticari kayıtlarında yapılacak bir inceleme neticesinde açıkça ispatlanacağını, kabul anlamına gelmemek üzere davacının aksi yöndeki iddialarını ispatlaması gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşmelerde vade tarihleri açıkça belli olduğunu, davacının sözleşmelerde belirtilen kesin vadelerde ödemelerini yapmadığından kendiliğinden temerrüde düştüğünü, bu nedenle aksi yöndeki davacı iddialarının kabulünün mümkün olmadığını, belirterek haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, davacının alacak miktarının %40 ‘ından az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, taraflar arasındaki ticari ilişkinin ve borcun varlığını ikrar eden ancak borcu ödediğini iddia eden davacının davasını ispat yükü altında olduğunu, davacının delil listesinde dayandığı delillerinden ticari defter ve kayıtlarını, cari hesap ve temlik ekstrelerini dosyaya sunmadığı ve davalının defterlerinin incelendiği, bu durumda davacının davasını ispat etmesi gerektiği, davalının defterlerinde cari hesap ekstresinin doğru olduğu, hesap ekstresine göre takip talebindeki miktarın davalı defterlerinde belirlendiği ve cari hesap ekstresindeki faturaların ilgili yılların ticari defterlerine intikal ettirildiği, davalının defter ve belgelerinde kullanmış olduğu muhasebe programında faturaların doğrulmasının yapıldığı belirtilmiş ve kısmen davalının davacıdan cari hesap ekstresine göre mayıs 2010 tarihinde 701.219,83 TL alacaklı olduğu tespit edilmiş olup, ispat yükü kendisinde olan davacının davasını ispat edemediği, gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
Bölge adliye mahkemesince, ticari ilişki ve davalı tarafça düzenlenen faturalara itiraz edilmeyip, fatura bedellerinin ödendiği iddia edildiğinden ispat külfetinin davacı tarafta olduğu, davacının fatura bedellerini ödediğini usulüne uygun olarak ispat etmekle yükümlü olduğu, davacının delil olarak dayandığı ödemeye ilişkin belgeler getirtilmiş, bu ödemelerin borcu karşılamadığının anlaşıldığı, davacının ticari defterlerini bilirkişi incelemesi için sunmadığı, davalı ticari defterleri üzerinde yapılan incelemeye göre davalı takipte talep edilen miktar kadar alacaklı olduğu, ancak gelen ödemeye ilişkin kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmadığından açık hesap ilişki nedeniyle takip ve dava tarihi itibarıyla taraflar arasındaki alacak borç miktarının tam olarak tespiti yapılamadığı, ayrıca davacının takipte talep edilen faize de itirazı mevcut olup taraflar arasındaki sözleşmede öngörülen muacceliyet tarihi ve faiz oranına göre davalının talep edebileceği faiz de hesaplanmadığı, taraflar arasındaki ticari ilişki sonucu borç ve alacak miktarının tespiti ve asıl borca talep edilebilecek faiz miktarının belirlenmesi teknik bilgi ve uzmanlık gerektirdiğinden bilirkişi incelemesi yaptırılması zorunlu olduğu, davacı tarafça bilirkişi incelemesi yaptırılması talebinden vazgeçildiği, buna göre davacı ödeme iddiasını (davalıya olan tüm borcunu ödediği) ispatlayamadığı gerekçesiyle davacının istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.
Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 14,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına,
29.04.2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.