Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2020/11032 E. 2020/16527 K. 17.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/11032
KARAR NO : 2020/16527
KARAR TARİHİ : 17.11.2020

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Kasten yaralama, tehdit
HÜKÜMLER : Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, mahkumiyet

Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Katılan sanıklar … ve … müdafiinin süre tutum ve gerekçeli temyiz dilekçelerinin içeriklerinden temyiz istemlerinin sanık sıfatıyla müvekkilleri hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik olduğu anlaşıldığından bu kapsamla sınırlı olarak yapılan incelemede;
1) Sanık … hakkında kasten yaralama ve tehdit suçlarından kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yönelik sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde;
5271 sayılı CMK’nin 231/5. maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının aynı Kanun’un 231/12. maddesi uyarınca itirazı kabil olup temyizinin mümkün olmadığı, sanık müdafii tarafından yapılan itiraz neticesinde Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.06.2016 tarihli ve 2016/732 D.iş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verilerek kesinleşmiş olduğu anlaşılmakla, dosyanın incelenmeksizin mahalline iadesine için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
2) Sanık … hakkında kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde;
Nüfus kayıtlarına göre sanık … ile katılan …’in kardeş olmadıklarının anlaşılması karşısında, mahkemece TCK’nin 86/3-a maddesinin uygulanmamasında isabetsizlik bulunmadığından tebliğnamenin bu husustaki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
a) Sanığın yargılama konusu eyleminin, 5237 sayılı TCK’nin 86/2. maddesi kapsamında yer alan “Basit Kasten Yaralama” suçuna ilişkin olduğu, bahse konu eylem yönünden öngörülen ceza miktarının “dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına” ilişkin olduğu anlaşılmakla; 17/10/2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı CMK’nin 251/1. maddesine göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesinde yer alan geçici 5/1-d. maddesi ile “01/01/2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin, 19/08/2020 tarih ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25/06/2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “…basit yargılama usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ise de, CMK’de yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olsa da, iptal kararının sonuçları itibariyle Maddi Ceza Hukukuna ilişkin olduğu, zira CMK’nin 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin (Scoppola v İtalya (No: 3 – GC), No: 126/05, 22 Mayıs 2012) kararında belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı 7. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nin 7. ve 5271 sayılı CMK’nin 251. maddeleri uyarınca dosyanın “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
b)Taraflar arasında meydana gelen kavgada, katılanın da sanığı yaralamaktan hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği anlaşılmakla, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.10.2002 tarihli 2002/4-238 Esas – 2002/367 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, ilk haksız hareketin hangi taraftan geldiğinin araştırılması, bu hususun tespit edilememesi durumunda şüpheli kalan bu halin sanık lehine değerlendirilmesiyle TCK’nin 3. maddesinde yer alan orantılılık ilkesi de nazara alınarak TCK’nin 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin asgari (1/4) oranda uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 17.11.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.